Dünkü Afrika gazetesinin ön sayfasında kocaman bir fotoğraf vardı...
Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi’nde önceki gün konuşma yapan Talat’ı dinleyen parlamenterleri gösteriyordu...
Topu topuna otuz kişi ya var, ya da yoktu...
315 üyeli AKPM; üye ülkelerin parlamentolarından gönderilen “vekil”lerden oluşuyor...
Demek ki Kıbrıs’a ve bize “ilgi” bu kadar...
Bu fotoğrafı, TAK Ajansı’nın Talat’la birlikte Strazburg’a giden muhabiri çekti...
Gazeteler bunu aldılar, kimisi kullandı, kimisi kullanmadı...
Kimi gazeteye göre, önemli olan “katılım” ya da “mekan” değil, “konuşma”nın kendisiydi...
Gazetelerimizin bazıları bu nedenle “Tarihi konuşma” olarak manşet attılar...
Neredeyse “mal”ı götürmüştük...
Peki böyle bir “başlık” ya da “haber”in kendisi ne kadar gerçekti?
Talat’ın bu ziyaretini “izleyen” birkaç Kıbrıslı gazetecinin yazdıklarına bir baktım...
“Resmi” çizginin dışında, eleştirel bir “bakış” yok...
Tam tersine “abartma” var...
“Abartma” okuyucuya yanlış haber vermekle, eş anlamlıdır...
Haberciliğe değil, “propaganda”ya girer...
Bu nedenle bu gibi “ziyaret”lerin ne kadar başarılı olduğu, ne getirdiği pek anlaşılmaz...
Yıllardan beridir hep böyle olduğu içindir ki kimse böyle ziyaretlere gereğinden fazla “anlam” da yüklemez...
Ancak dün bu fotoğraf beni; Talat açısından ya da habercilik açısından değil, TAK Ajansı’nın “hizmeti” açısında oldukça düşündürdü...
Bakanlar Kurulu kararı gereğince, medya kurumları bu “fotoğraf”ı bundan böyle para ile satın alacaklar...
Ayda aşağı yukarı 2.5 milyar TL. ödemezlerse TAK’ın ne bültenlerini ne de “fotoğraf”larını alabilecekler...
Talat’ın Strazburg’ta ne konuştuğunu da bilmeyecekler...
Peki; Hükümet, parasını ödeyerek Strazburg’a gönderdiği muhabirin “haber”lerini “para” ile satarak ne yapmaya çalışıyor?
İşte benim tesbitim...
Hükümet; ayda 2.5 milyar TL.yi veremeyecek olan “gazeteleri” iyi biliyor... Radyo ve televizyonları da biliyor...
Elinde tuttuğu “haber tekeli”ni bu yayın organlarına karşı kullanmak istiyor...
Bu parayı veremeyecek olanları bir çırpıda sıralayabilirim...
Bu medya kurumlarının önemli bir bölümü, Hükümet’e karşı “muhalif” çizgileri ile biliniyorlar.
Zaten Hükümetle “iyi” ilişkiler içinde olanlardan “çıt” çıkmadı...
Nasıl çıksın ki?
Onlar zaten devlet ilanları ile besleniyorlar...
Her ay devletten kasalarına milyarlar akıyor...
Bu nedenle TAK’ın aboneliğini de bir şeklide ödeyeceklerdir.
Ancak; en az beş tane medya kurumu bu “hizmet”i alamayacaktır...
Böylece; hükümet, karşıt medyaya yönelik bir “ambargo” harekatı başlatmış oluyor...
Plana göre, bu gazeteler “haber” açısından zayıflayacak ve sonunda teslim olacak...
Böyle bir hesabın, planın, düşüncenin kafalarda olması bile bu ülkede “basın özgürlüğü” konusunda nerede bulunduğumuzu göstermiyor mu?
Zaten; devletin “haber tekeli”ni elinde bulundurması ciddi bir “demokratik zaafiyet” iken, bir de bunu medyanın bir bölümüne “açması” fırsat eşitliği bakımından da yönetenlerin “niyet”ini gösteriyor.
Hükümetin “haber tekeli”ni bir “silah” olarak medya üzerine doğrultmasını bir türlü içime sindiremediğimden olacak, hala yönetenlerin başka konularda olduğu gibi bunda da “geri adım” atacaklarını ve yanlıştan döneceklerini umuyorum.
Medyanın kendisine gelince...
Bu konuda tam bir “rezillik” yaşıyoruz...
Çiftçiye, turizmciye, sanayiciye, narenciye üreticisine, tahılcıya, hayvancıya “destek” veren devlet, neden “medya”ya “cimri” davranıyor...
Neden bu kadar yüksek bir “medya vergisi” koyuyor... Neden daha insaflı davranmıyor?
İşte benim saptamam: Muhalif medyayı zora sokmak...
Bunun başka bir “izah”ını bulamıyorum doğrusu...