AMMAN (ÜRDÜN)
“AB’nin Akdeniz komşuları ile ilişkileri; işbirliği ve iletişim potansiyeline medya prespektifi ile bir bakış” başlığını taşıyan iki günlük sempozyum, dün sabah Amman’da başladı...
Bu “coğrafya”da, daha çok Avrupalılarla Arapları buluşturan, aradaki korkunç anlayış farkını hayretle izlediğim bu ikinci toplantının yeniden Amman’da yapılmasının tabii ki birçok nedeni var...
Herşeyden önce Ürdün; anayasal monarşi rejimi ile yönetildiği halde, gazetecilere ve medyaya Arap ülkeleri içinde “birazcık daha sıcak bakabilen” bir ülke...
Bölgede, Avrupalılarla en iyi “anlaşan” bir Arap ülkesi...
Tabii; buranın da “Basın özgürlüğü” konusunda diğer bölge ülkeleri gibi sicili hiç de iyi değil... Ancak Avrupa Birliği, belli ki bu konuda kendindeki “standart”ları aramıyor bu bölgede...
Bu nedenle de, Ürdün Prensesi Rim Al Ali’nin himayelerinde, bu bölgedeki komşuları ile medya alanında nasıl bir işbirliği yapacağını ortaya çıkarmaya çalışıyor.
Avrupa Birliği; 2004 yılında genişleme statejisini yaşama geçirerek, 27 üyelik bir güç oluşturduğunda, sınırlarının ötesinde kalan öteki dünyaya da şöyle bir baktı...
Belli ki bu sınırlar Avrupa ile komşularını; refah, istikrar ve güvenlik bakımından “ayrı dünyalar” içine hapsetmeye adaydı...
2004 yılında tuttu bir “Avrupa Komşuluk Politikası” geliştirdi...
Komşuları ile ayrıcalıklı bir ilişki kurmaya, kendi ortak değerlerine (Demokrasi ve insan hakları, hukuğun üstünlüğü, iyi yönetim, pazar ekonomisi ve sürdürülebilir kalkınma) onların da bağlılığını sağlamaya karar verdi. Bu politika; mevcut komşuluğun ötesinde derin politik ilişkiler ve ekonomik entegrasyonu içeriyor...
AB; bu komşuluk “politikası” çerçevesinde birçok “platform”lar kurdu... Bu iş için milyarlarca Euro’luk bir bütçe ayırdı ve kolları sıvadı...
Amman’daki “Euromed” toplantısına, Avrupa’nın bütün ülkelerinden ünlü gazeteciler yanında, Akdeniz bölgesindeki 15’ten fazla ülkeden de gazeteciler katılıyor.
Toplantı bugün de gün boyu sürecek ve çalışma gruplarının tartışmaları sonucunda bir “yol haritası” belirlenecek...
Tabii; AB’nin bu bölgedeki komşularında, “basın özgürlüğü”nün durumu, yürekler acısı bir tablo çiziyor...
Ürdün’de, Lübnan’da, Libya’da, İsrail’de, İran ve Irak’ta, Filistin özerk bölgesinde, Suriye’de, Tunus’ta son yıllarda yaşananları, bu ülkelerden gelen gazetecilerden dinlediğinizde, ağzınız apaçık kalır, dudağınız uçuklar...
Bölge ülkelerinin hiçbirinde, bizim anladığımız anlamda bir “basın özgürlüğü”nden söz etmek neredeyse imkansız gibidir...
Ürdün Kralı 2. Abdullah, “reform” sözü vermesine karşın buradaki gazeteciler özgür değil... Gizli baskılar ve oto-sansür basının önünde engel olarak duruyor.
Geçen nisan ayında El Cezire televizyonu için Kral’ın yeğeni Prens Hasan ile bir söyleşi yapan Ghassan Ben Jeddou adlı bir gazeteci, Prens’e din konularını ve Amerika’nın Arap politikalarını sorunca, gizli polis gazetecinin evini bastı ve video kasetlerine el koydu. Daha sonra bir başka haftalık gazetenin yayını durduruldu, basılmış gazete matbaadan toplatıldı.
Eski bir parlamento üyesi, internet sitesinde ülkedeki politik kirlenmeyi anlatınca, 2 yıl hapse atıldı.
Suriye, bölgede basına baskı konusunda ve hapse gönderdiği gazeteci sayısında şampiyonluğu elinde bulunduruyor. Başkan Bashar El-Esad, dünyanın 38 “basın özgürlüğü katliamcısı”ndan biri olarak ilan edildi.
Bu ülkede insan haklarını savununan 162 tane site yasaklı durumda... Şu anda internette muhalif yazı yazdıkları için hapse atılan gazeteci sayısı ise altı...
Filistin’de ise, El Fetih ile Hamas İslami örgütleri arasındaki kavga nedeniyle birçok gazeteci tutuklandı. Bazılarının nerede olduğu bile bilinmiyor.
Birçok gazetecinin yargılandığı Mısır’da, Başkan Hüsnü Mübarek’in sağlığına ilişkin haber yaptığı için İbrahim İssa adlı gazeteci 2 ay hapse atıldı. Daha sonra da Başkan tarafından “affedildi...”
Gazeteci ölümlerinde de bu bölge, dünyanın sayılı cinayet mekanlarından biri sayılıyor... Örneğin Irak’ta kısa bir süre önce, Kerkük’te genç bir gazeteci öldürüldü. Mart 2003’ten beri Irak’ta öldürülen gazetecilerin sayısı bu gazeteci ile 222’yi buldu.
Tunus, Fas ve İran’da ise durum daha da karanlık... İran’da Tahran yakınlarındaki Evin hapishanesinde birçok gazeteci yargılanmayı bekliyor.
İşte böyle bir “coğrafya”da, Avrupalılar “medya” işbirliğini zorluyorlar... Bu çabaları bazen Arap gazeteciler tarafından “takdir”le karşılanıyor, bazen da “Biz halimizden memnunuz, size ne oluyor?” gibisinden şikayetler yapılıyor...
Toplantılarda; bir yanda Araplar, öte yanda Avrupalılar...
Herkes yerini alıyor ve içini boşaltıyor...
Biz ise; bir yandan Kıbrıslı Rumlar gibi, “Avrupalı”yız, ama öte taraftan da Araplar gibi Müslüman bir Avrupa “Komşu”suyuz...
Bu “garip” statümüz, kültürler arası diyalog tartışmalarında bazen işe bile yarıyor...
Beyrut, Amman izlenimlerine belki gelecek yazı da devam ederiz...