Sondakika Last Digital - 444 0 100 - Yenikent, Lefkoşa Kıbrıs Postası, FACEBOOK`ta - Gurubumuza siz de katilin !!! Özge Taşker - Healthy Life - Sağlıklı Beslenme ve Diyet Merkezi - 22 92 286 - Marmara Bölgesi, Lefkoşa Alo Vitae - Vitae Veteriner Kliniği ücretsiz danışma hattı: 22 40 953 - Yenikent - Lefkoşa
kibris cyprus news haber kibris cyprus news haber
21 Kasım 2008, Cuma Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
Sondakika Şeyh Nazım'ın gölgesi ÖRP'de!.. Eroğlu torun bakmaktan vazgeçip neden aday oldu? Talat Erdoğan'la görüştü Öymen:Kıbrıs Girit gibi elden gidiyor Yusuf'u sevenleri uğurladı Bizim Parti ÖRP'ye katıldı Revü Kızlarını baba göndermiş Korineum'da Golf keyfi başkadır

  ARŞİV
   

 RÖPORTAJ
ERALP ADANIR MEHMET EŞREF VAİZ'LA KONUŞTU
Kum Saati başlıklı röpartajlarıyla Eralp Adanır artık Kıbrıs Postası'nda. Eralp Adanır'ın ilk röportajı Kıbrıs Türk.K...

 ÇOK OKUNANLAR
Eroğlu torun bakmaktan vazgeçip neden aday oldu?
 
Yusuf'u sevenleri uğurladı
 
Hristofias'ın tutumu yardımcı olmuyor
 
“Eroğlu UBP’ye Zarar Verdi”
 
Kıbrıs Girit gibi elden gidiyor
 
Hristofias'tan Türkiye'ye şartlar
 
Rum Polisi: Çözüm suç oranını artırır
 
Stefanu'dan Talat'a yanıt
 
DAİ'de Şampiyonlar Belli Oldu
 
Murat: 4 yılda 68 vatandaşlık
 
Egemenlikten feragat etmeyeceğiz
 
IMF ile görüşmelerden umutlu
 
Döviz vadeleri uzatıldı
 
CTP'de kongreler yapılıyor
 
Oya Talat kadının rolünü anlattı
 

 YORUMLANANLAR
Eroğlu torun bakmaktan vazgeçip neden aday oldu? [5]
 
Havan'a karartma uygulandı [1]
 
"İhale iptal edilmeli” [2]
 
Bizim Parti ÖRP'ye katıldı [7]
 
Kıbrıs Girit gibi elden gidiyor [1]
 
“Eroğlu UBP’ye Zarar Verdi” [2]
 
13. Maaşlar verilecek [1]
 
Cemal belediyeyi batırdı [2]
 
Hitler'in müthiş sırrı! [2]
 
Meğer taş düşmüş [2]
 
Rusya değişmez müttefikimizdir [3]
 
Hükümet adım atmıyor [4]
 
Av ölüm getirdi [1]
 
Eroğlu'na ne dedi? [11]
 
Hükümete süresiz grev uyarısı [2]
 

KKTC ve Federasyon
Rauf R. DENKTAŞ
Yunan Entrikası başladı
Prof.Dr.Ata ATUN
'Al-ver’e doğru giderken
Mete TÜMERKAN
İzin cenneti
Erdinç GÜNDÜZ
Beni ciddi anlamda rahatsız ediyor be gardaş!
Hasan HASTÜRER
YAGA DİREKTÖRÜ AYŞE DÖNMEZER: ÖZEL SEKTÖR ACI İÇİNDE


DÖNMEZER: EKONOMİ VE EKONOMİ YÖNETİMİ AÇISINDAN ÇÖZÜME HAZIR DEĞİLİZ.
Kıbrıs konusunda kapsamlı müzakereler devam ederken YAGA Direktörü, Ekonomi Eski Bakanlarından Ayşe Dönmezer ekonomi yönetimi açısından çözüme hazır olunmadığını söyledi. YAGA Direktörü Ayşe Dönmezer,  “Çeşitli senaryolar altında bir takım planların geliştirilmesi gerekiyor, yani çözüm şöyle olursa bizim ekonomi politikamız şu, çözüm olmazsa şu, farklı olursa şu gibi bir takım farklı senaryo çalışmalarına ihtiyaç var” dedi.

   28 Eylül 2008, Pazar Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Dönmezer, ‘Ekonominin Sesi’ne verdiği özel mülakatta ekonomide sürdürülebilir bir yapının sağlanamadığının altını çizdi.

Ayşe Dönmezer, asgari ücretin artırılmasının doğru olmadığına işaret ederek, “Asgari ücretin artırılmaması gerekiyordu, çünkü ortamda ona elveren bir gelişme yok. Büyüme hızı anlamında da yok” diye konuştu.

 Dönmezer, özel sektörün feryatlarını değerlendirirken ise, “ herkes bir şekilde acı çekiyor şu anda.  Dolayısı ile özel sektörün feryatları çok normaldir. Bu durum bütünlüklü bir uygulama olmadığı için sıkıntı büyümeye devam ediyor. Bugün alacağınız tedbirin etkisini 5 yıl sonra alırsınız” dedi.

Parça parça önlemlerle bir yere varılamayacağının altını çizen Dönmezer, bütünlüklü bir program üzerinde çalışılması gerektiğini vurguladı.
 
Ekonominin Sesi’nin Ayşe Dönmezer’e sorduğu sorular ve yanıtların tam metni şöyle:

SORU: Kıbrıs’ta kapsamlı çözüm müzakereleri devam ederken KKTC ekonomisi olası bir çözüme hazır mı?

AYŞE DÖNMEZER: Ekonomi ve ekonomi yönetimimiz açısından çözüme hazır değiliz. Ekonomideki sorunların çözümüne yönelik olarak çeşitli senaryolar altında bir takım planların geliştirilmesi gerekiyor. Yani Kıbrıs sorununun çözüm modeline göre mevcut sorunlarımızın ortadan kaldırılmasına yönelik hazırlamamız gereken ekonomik programa ilave olarak farklı çözüm senaryolarına göre,  ekonomi politikamızı özellikle de reel sektöre ilişkin planları ayrı ayrı ortaya koyacak şekilde  çalışmamız gereklidir. Bunun da  ekonomik programımıza yansıtılması lazım. Bizim, ekonomik programı uygulama istekliliğimizi sağlayacak bir kaldıraç etkisine ihtiyacımız var ve çözüm bize bir kaldıraç etkisi yaratarak ekonomiyi yeniden planlamamızı, programlamamızı ve yapmamız gerekenleri önümüze koyup yapmamızı sağlayacak, diye düşünmek istiyorum.  Çözüm bize bir atılım imkanı yaratacaktır. “Çözüm gelsin herşey güllük gülistanlık olacak” beklenti gerçekçi değildir, çözüm geldiğinde atılım yılını da beraberinde yaşamamız gerekiyor. Başka bir zamana bunu ötelemek yeni oluşacak bir devletin zayıflamasına yol açaçaktır. Geçmişte,  Annan Planı ile başlayan o ekonomik patlama yılında, tüm ekonomik ve yapısal sorunlarımızı çözecek bir atılım yapabilirdik, ancak bunu yapmadık, o fırsatı kaçırdık; şimdi bir çözüm daha çıktı önümüze ve en azından geçmiş tecrübelerden yararlanarak o ekonomik aktivitenin en canlı olduğu, önemli düzeyde gelirimizin arttığı dönemde kullanamadığımız imkanları şimdi kullanalım. Ne yapalım? Ekonomimizi rayına koymak için gerçek durumu tüm şeffaflığı ile masaya yatıralım ve yapılması gerekenleri hep birlikte belirleyelim, tabi ki ekonomik gerçeklere ve AB kurallarına göre, ve kendi ekonomik programımızı uygulamaya koyalım. Özel sektörü nasıl geliştireceğiz, kalkındıracağız? Kamu sektöründeki kanayan yaralarımızı (sosyal güvenlik, tarım, diğer transferler),  nasıl kapatacağız? Iç borçlanma nedenlerini azaltmak? Kamu sektörü reformu? Bunlara yönelik reform programlarının hepsini hazırlayıp,  uygulamayı da doğru zamanda, ortamın uygun olduğu zamanda, insanların bu işe istekli olduğu zamanda yapmak lazım. Yani başta iktidar partileri olmak üzere sivil toplum ve halkın çoğunluğu bu programı sahiplenmeli. Şu anda maalesef toplum olarak benim bugün algıladığım hava, çözüm herşeyi düzeltecek beklentisidir. “Çözümden sonra yapalım”, “çözüm olsun, ondan sonra” yaklaşımı bizi bu noktalara getirdi, ve getirmektedir.

Şu anda baktığımız zaman ekonomide sürdürülebilir bir yapıyı sağlayamadığımızı görüyoruz. Tabi ki, Annan Planı’nın etkisiyle, Türkiye’deki TL’nin istikrara kavuşması ile dünyadaki olumlu gelişmelerle 2007 yılına kadar belli kazanımlar elde ettik. 2003 yılından sonra baktığımız zaman, önemli düzeyde artış trendini yakaladığımızı görüyoruz. Gerek enflasyonun düşüşü, gerek sermaye yatırımlarının artması, gerekse kişi başına düşen milli gelirimizin artması, bunlar hep içeride uyguladığımız politikalardan ziyade dışarıdaki faktörlerin ve Annan Planı’nın etkisiyle elde ettiğimiz edinimlerdir. Bu kazançları sürdürülebilir kılmak için o dönemde maalesef fazl birşey yapmadık ve şu anda biliyorsunuz, büyüme hızımız düşmeye başlamış, eksi olacağı beklentisi oluşmuştur. Piyasada likidite sıkıntısı vardır. Gayrımenkul sektöründe talep daralması vardır. Petrol fiyatlarının yüksek seyretmesi ve bunun girdi maliyetlerini yükseltmesi, elektrik ve taşıma gibi önemli harcalamarı artırması olayı vardır. 2007 yılı ile birlikte Türkiye’deki istikrarsızlık ortamının olumsuz etkisi de vardır. Dünyadan kaynaklanan bir takım faktörlerle biz ekonomide, yukarı doğru olan bir trendden aşağıya doğru bir trende geçmiş bulunuyoruz. Gelirlerde bir ‘tırmanma’ yaptık, tepeyi tırmandık, şimdi tepeden aşağıya doğru inme noktasındayız. Bu noktada durmak için, bu noktayı daha aşağıya götürmemek için yapmamız gereken; Kıbrıs sorununun çözümünü de kaldıraç etkisi olarak kullanarak “Ekonomik ve Sosyal Yeniden Yapılanma Programı” yapmaktır. Tabi ki, bu gibi programlar insanların hoşuna gitmeyen, empoze programlar olarak da algılanabilirler. Ancak, bunu bizim hazırlamamız gerekiyor, çözümle birlikte uygulanması da yani ekonomide bir canlanma ve gelir imkanlarının olduğu bir dönemde uygulanması halinde tüm toplum daha rahat paylaşabilecektir. Çözüm olduğu zaman bunun yaratacağı pozitif gelişmeleri sürdürülebilir kılmaya güçlü olmaya hazır mıyız?, ben hep şunu derim, yani çözümde masaya oturduğumuz zaman ve kalktığımız zaman da güçlü olmamız için mutlak surette ekonomik açıdan güçlü olmamız lazım. Bütün dünyada, bütün savaşlar artık, istisnalar dışında, ekonomiktir. Şirketlerin savaşı vardır, ekonomilerin savaşı vardır, sektörlerin savaşı vardır. Biz o noktaya gelmek için maalesef çok çok yol katetmemiz gerekir. Önce önümüzdeki sorunları, diğer bir deyişle engelleri  temizlememiz lazım, ve özel sektörün önünü açmamız, yatırımları hayata geçirmemiz lazım. Aksine  kamuyu büyütmeye çalışmamalıyız. Kamuyu etkin bir hale getirecek politikaları ve özel sektörü etken hale getirecek politikaları bir arada yürütmedik ve bugüne kadar bunu hiçbir zaman gündemimize de almadık. Bütünlüklü olarak almadık. Parça parça bir takım tedbirler, önlemler, uygulamalar var. Hükümetin olumlu uygulamaları da var ama ancak sorun yapısal olduğundan bunlar yeterli değildir. Eğer bunu bütünlüklü bir program içerisinde yapmazsanız alacağınız önlemlerin (fiyatları artırmak gibi) etkileri minimal bir düzeyde kalacaktır. Şimdi elektrik fiyatlarının artmasını fuel oil fiyatlarının artmasına bağlamakla birlikte, acaba biz verimli elektrik üretebiliyor muyuz? Kullandığımız sistemi olması gereken verimle mi kullanabiliyoruz? KIBTEK’in yeniden yapılanmaya ihtiyacı yok mu? Sistemdeki  kaçaklar nedir? Acaba biz bir birim fuel oili ne kadar verimli kullanabiliyoruz? Gibi birçok konuya tek tek detaylı olarak bakmak lazım. Dolayısı ile son yapılan fiyat ayarlamalarının sistemi, kurumu yeniden yapılandırma ile birlikte yani bir bütünlük halinde sunulsaydı benim için daha kabul edilebilir olurdu. Genelde diğer konularda da aynı şekilde bir eğlimimiz var, bir düzenleme yaparken bir planın parcası olarak öngörülmediği için etkisi gecici olmaktadır. Mesela, elektrikte otomatik fiyatlandırma güzel bir sistemdir ama yeterli bir önlem değildir.

SORU: Peki yapılan bu zamlar ekonomiye rahat bir nefes aldırabilecek mi sizce, yoksa hazinedeki gider artışının kapatılmasına yönelik mi? Asgari ücretin artırılması da özel sektörde sıkıntı yarattı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

AYŞE DÖNMEZER: Asgari ücretin artırılmaması gerekiyordu, çünkü ekonomik gerçekler bu ortamda böyle bir artışa elvermiyordu. Büyüme hızı anlamında yani eksi büyüme ortamında olduğumuzu düşünmeliyiz. Bu gibi gelişigüzel artışlar özel sektörün rekabet gücünü azaltıcı faktörlerdir. Bütün ülkelerde işçi mobilitesi çok önemlidir. Eğer siz işçilik ücretlerini artırmaya bu şekilde devam ederseniz, ücret dengesini bozarsanız, özel sektörünüzü öldürürsünüz. Bunun artması demek şu demektir: Özel sektör vergisini az ödeyecek demektir, özel sektör az prim ödeyecek demektir. Dolayısı ile bütün bunları düşündüğünüz zaman, tekrar devlet gelirleri itibarıyle bir kısır döngü yaratıyorsunuz. Siz özel sektörün yükümlülüklerini artırdığınız sürece, bütçe gelirleriniz azalır. Bütçeye gelir alacağım diye, aslında çok büyük gelirlerden kendinizi mahrum ediyorsunuz. Asgari ücreti artırmakla işçilere bir takım imkanlar sağlanmak isterken, bir yandan bütçe gelirini azaltıcı bir uygulama olduğunu farketmiyorsunuz, ya da elektrikte gerekli önlemlerin tümünü değil sadece fiyat artışı önlemini gündeme getirerek ve verimsizliğin faturasını da fiyatlara yüklerseniz çok yüksek düzeyde fiyat artışı yapmanız gerekir. Ancak, diğer önlemlerin getireceği olumlu gelişmenin etkisini de ortaya koymak isterseniz bunun için de nelerin yapılabileceğini çalışmanız gerekecek. Sadece yüksek düzeyde fiyat artışı önlemini aldığınız zaman özel sektörün rekabet gücünü düşürmüş oluyorsunuz.. Bu doğal olarak özel sektörün maliyetini artıracak satışlarını düşürecektir ve ödeyeceği vergi düşecektir, istihdamda daralmaya gidecektir. O zaman sigorta primini ödeyemeyecektir. Dolayısı ile, bu bütçenin üst kısmındaki gelirleri azaltmış olacağız. Ayrıca elektrik kurumu daha az elektrik satacak ve gerekli gelirin tümünü de elde edemeyecektir. Ben diyorum ki, bütünlük içinde bu tedbirleri düşünmek gereklidir.. Tüm faktörlerin  dengesini iyi kurmak gerekiyor. İnşaat sektöründe yaşanan bu daralma, yine gelirlerimizin azalmasına yol açacaktır. Bunların ne kadarını öngördük? Prim ödemelerinde olsun, vergi gelirlerinde olsun, tedbir alınmadığı takdirde bunun bütçeyi bayağı zorlayacağını görüyoruz. Şu anda bir tedbir alındığını da henüz göremedik. Dolayısı ile, 2009 bütçesi gelirlerimizin bayağı düşük olacağını, ve palyatif tedibirlerle; harçların artırılması vb. gibi önlemlerle  sadece 2009’da kısmı olarak ve geçici nitelikte bir gelir yaratabileceksiniz. Bu harçların artırılmasıyla birlikte bütçe gelirlerinin ne kadar azalacağı hesaplanmalıdır. Bir yandan artırırken bir yandan neden vazgeçmemiz gerektiğini bilmemizgerekir, çünkü özel sektörün payı, ekonomideki kamunun payını düşündüğünüz zaman, kamunun daha büyük bir payı olduğunu, ve bu gelişmelerle özel sektörün daha da küçüleceğini söyleyebiliriz.

SORU: Bu zamlar vatandaşın alım gücünü de düşürmüyor mu? Bu da ekonomik çarkların daha yavaş dönmesini beraberinde getirmiyor mu?

AYŞE DÖNMEZER: Örneğin, Fuel Oil dünyada arttıysa, bizim de buradaki fiyatları artırmamız gerekir ama bu bugünün konusu değil, daha önce artırılması gerekiyordu. Akaryakıtta da öyle. Kurulan sistemde devlet vatandaşa yansıtmamak için artış yapmıyor ve uzun yıllar gelirlerinden vazgeçmiştir. Fuel Oil’de dışa bağımlıyız. Bunlarda devletin yurtdışındaki fiyat artışını yansıtması lazım. Burda da dikkat edilmesi gereken şey, ben yurtdışından alırken uygun fiyata alabiliyor muyum? Yoksa, o Fuel Oil ve diğer faktörlerde, elektrik üretiminde bahsettiğim gibi, ne kadar verimli olduğundan emin olmam lazım ki tek fiyata bağlı bir artışı vatandaş olarak ben ödeyeyim. Yoksa devlet bu fiyat artışını vatandaşa yansıtmadığı zaman, kendi bütçe gelirlerinden kesmek zorunda kalmaktadır. Kendi gelirleri derken de vatandaşın ödediği vergidir bunlar. Özde yine bizden çıkıyor. Devletin cepleri dolu değildir, onları biz ödüyoruz, bizim paramızdır o. Bizim paramızdan keserek, uzun yıllar akaryakıtta o fiyat artışını bana yansıtmadı yani bana bir gelir transferi sağlamış oldu. Şu anda vazgeçemeyecek noktaya geldiği için de hem elektriğe hem petrole fiyat artışını yansıtmak zorunda kalmıştır. Halbuki bunu adım adım, küçük küçük fiyat ayarlamaları ile ve diğer tedbirlerle birlikte yapsalardı piyasaları bu kadar etkilememiş olacaktı.
 
SORU: Araç seyrüseferlerine getirilen artışı nasıl değerlendiriyorsunuz?

AYŞE DÖNMEZER: Normal bence...

SORU: İş çevreleri bundan rahatsız.

AYŞE DÖNMEZER: Bazı fiyat artışları, harçların artırılması hepsi üst üste oldu. Bu nedenle iş dünyasında  maliyetler birden bire çok belirgin artmıştır. Lüks araç olarak kullanılan şeylere yapılan zammı anlıyorum ama iş araçlarında daha farklı olması gerekirdi. Lüks ve iş için kullanılanı ayırmak lazım. Bu her yerde böyledir.

SORU: Asgari ücretle ilgili de bir tartışma yaşanıyor, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

AYŞE DÖNMEZER: Ben buraya 2004’ün başında geldim. Her yıl bu konuda tartışmalar oluyor. Her yıl asgari ücretle ilgili yapılan görüşmelerde aynı şeyler söyleniyor. “Seneye kriterleri belirleyelim” diyorlar. Ancak bu hiçbir zaman belirlenmez. Asgari ücret de sürekli artırılır. Kriter belirlemeden hep günü geçiriyoruz. “Yapalım da bakarız” diye bir anlayış var. Bence sektörel asgari ücret olması lazım. Bizim yapımıza uygun, farklı bir yapılanma olmalıdır. Şu anda herkese silme, aynı asgari ücreti verme yaklaşımı yanlıştır. Biz küçük bir ülkeyiz, adayız ve adaların belli bir kapasitesi vardır ve onu da dikkate alarak hangi ülkelerden bize işçi geleceğini belirleyip bunu dağıtmak lazımdır. Türkiye’ye dayalı bir işçi politikası uygulamamamız lazım. Başka memleketlerden de işçi çekip dengeyi kurmamız lazım, herhangi bir konuda sadece bir ülkeye bağlı kalmak risktir. Bunu dengede oluşturmak gerekir. Gerek yatırımlarda, ticarette, yabancı işcilerde ve diğer ekonomik ve sosyal ilişkilerimizde de bunu dikkate almalıyız.

SORU: Uygulanan sübvansiyonlar ne kadar sağlıklı, gerçekçi ya da ekonomik akla uygun?

AYŞE DÖNMEZER: Devletin vergi gelirlerinin yanında vergi dışı gelirlerini de tek tek irdelemesi lazım. Sanırım şu anda yaptıkları da o. Bunları artırmaları lazım. Uzun yıllardır dokunulmamış şeyler var. Aynı şekilde bazı harcamaların da gözden geçirilmesi lazım. Sübvansiyonlar da bunlardan en önemlileridir. Bu çerçevede AB’ye uyumlu politikaların belirlenmesi gerekecek ve mutlaka bütçemizde yer alan bütün kalemlerin ele alınması gerekecek. Bir defa, önce politikalarımızı belirleyip subvansiyonlarımızı ona göre şekillendirmeliyiz. Tarım politikamız, enerji politikamız, sosyal güvenlik politkamız, eğitim politikamız ve diğer tüm politikalarımızı ele almamız gerekiyor. Bütün politikalarımızla ilgili  bir şekilde sadece harcama ayağı değil politika ayağının da ele alınması lazım.

SORU: Para bu ülkede çok pahalı. Bu da ülkede yatırımcılar için büyük sıkıntı yaratıyor. Buna ne diyeceksiniz?

AYŞE DÖNMEZER: Türkiye’de özel sektör çoğunlukla yurtdışından finansman sağlar. Bu yurtdışı finansmanı sağlanırken şirketlerine reyting yaptırırlar. Uluslararası bir takım kuruluşlar büyük şirket ve holdinglere ve devletleri derecelendirir. Kredibilitelerini belirler. Bunu yaparken, bilançolarınıza bakarlar, cirolarına bakarlar, ülkenin bütçesinin durumuna bakarlar. Ülkenin potansiyelini dikkate alırlar ve “A “ +, -” ya da “B +,-“ gibi birtakım notlar verirler.” Özel sektör veya devletler bu derecelendirmelerle birlikte finansörlere başvururlar. Bu puanlarr sizin borçlanmanızın faiz oranının  libor + 0.25 ya da libor + 0.75 olup olmayacağını gösterir. Eğer, “A+” ise sadece libor faiz oranı  uygulanır, eğer “B -“ ise örneğin faiz oranının libor + 0.75 olabilir. Bu puanlar sizin borçlanma maliyetinizi artırır ya da azaltır. İyi bir not aldınızsa daha düşük faizle borçlanırsınız. Bizim bu konuda ülke riskimiz var ve şirketlerimizin bilançolarını uluslararası standartlarda tutması lazım. 2004 yılında 3 tane muhasebeyle ilgili yasa çalışmıştık. Türkiye’de bu konuda çalışan Kıbrıslı çok iyi yetişmiş olan bir öğretim görevlisi ile  çalıştık. Şu anda bu yasaların taslakları hazırdır. Eğer, Türkiye üzerinden özel sektörün borçlanması kabul edilse varsayımıyla hareket edersek, uluslararası finansörler, bizi hangi bilançomuza değerlendirecek? Bu kredi işlerinde Türkiye’nin aracılığı ancak belki devlet aracılığı ile olabilir. Yani Türkiye borçlanacak ve özel sektöre devir anlaşmaları ile kullandıracak! Devlet kanalıyla, Türk Eximbank aracılığıyla birşey yapılabilir mi ? O araştırılabilir ama Türkiye AB’ye üye olma yolundadır ve bir takım taahürleri vardır. Böyle birşey olabilir mi? Bunların çok iyi irdelenmesi lazım.

SORU: Nasıl aşılacak bu likidite sorunu?

AYŞE DÖNMEZER: Kredi Garanti ve Faiz Farkı Fonu gibi sistemler var. Bir fon oluşturursunuz, ve özel bankalara dersiniz ki özel sektöre finansman sağlayacaksın, şartları da şu şekilde olacak: örneğin 100 Lira vereceksin. Paranın sana maliyeti 12 Lira’dır ama sen bunu 6 Lira’dan vereceksin ve ben sana bu farkı fondan hemen ödeyeceğim. Özel sektörün yeterli teminat sağlayamaması halinde kredinin  %50 teminatını fon karşılayacak şeklinde olacaktır. Bunlar zaman zaman bazı ülkelerde uygulanmış ve halen uygulanmakta olan sistemlerdir.  Çok iyi kurulması gerekmektedir. Bizim ihtiyacımız nedir? Bu fonu hangi yöntemle oluşturacağız? Hangi krediler bundan yararlanacaktır?. Bu fon için de belli bir rakam talep edilebilir veya bütçeden ayrılır. Bu şekilde oluşturulabilir. Daha önce böyle bir fon uygulaması vardı ancak geri ödeyemeyecek olan projelere verildiği ve popülizm yapıldığı ve iyi dizayn edilmediği için bakan olduğum dönemde bunu iptal etmiştim. Çok iyi çalışan bir sistem kurulursa, ki bu özel ve kamu sektörü temsilcileri işbirliği ile olmalı bu fon, kredilere iyi bir kaynak oluşturabilir diye düşünüyorum.

SORU: Şu anda ekonomik sektörlerin feryatlarını, şikayetlerini nasıl yorumluyorsunuz? Sanayi odasının ve ticaret odasının?

AYŞE DÖNMEZER: Özel sektör ekonomideki gelişmeleri doğrudan hissedebiliyor, dönen çekler ve sıkıntıları biliyor. Bunlar herkesi ilgilendiriyor, çünkü sektörler birbirleriyle ilgilidir. Herkes bir şekilde sıkıntı çekiyor şu anda. Bu durum, daha önce bahsettiğim gibi bütünlüklü bir uygulama olmadığı için sıkıntı büyümeye devam edecek görünüyor. Bu gibi konularda özel sektörün bir takım önlemleri önermesini de doğru bir yaklaşım olarak görüyorum tabi ancak bu önerilerin tüm kesimleri kapsayacak ve sürdürülebilir kalkınmamızı sağlayacak bir bütünlüğe kavuşturulması gerektiğini düşünüyorum. Bu maddeler üzerinde devletin de önereceği maddeler vardır; oturulur, birleştirilir ve çalışılır,  ve bundan bir önlemler paketi çıkarılabilir ama şu anda Kıbrıs sorununun çözümüne endekslendiğimiz için bu konulara yoğunlaşılabileceğine inanmıyorum. Petrol fiyatlarının düşüyor olması, Türkiye’de istikrarın devam etmesi şu an için olumlu gelişmeler. Çözüm yönünde sürecin çalışıyor olması belki yeniden inşaat sektörünü canlandırabilir ama önemli olan bir program çerçevesinde sürdürülebilir bir ekonomik yapı oluşturma yönünde adım atılmasıdır. Bu yapılmadığı takdirde sıkıntılar yaşanmaya devam edecektir. Bu arada tabi ki inşaat sektörü 2004 yılında yakaladığı büyüme trendi sırasında yaptığı hataları tekrarlamayacak şekilde kendi içinde gerekli önlemleri ayrıca almak durumundadır.

   2129 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder
Yorum Sayısı:   1
  Vildan Kara         - Lefkosa 01 Ekim 2008, Çarşamba 07:28 
Yillar yili Turkiye'den gelen "haksiz" rekabete suc bulanlar, gelip Rum tarafindan gundelik alisverislere izin vermesiyle ekonomiye buyuk bir delik acti. Kendi piyasamizda donmesi gereken para Rum tarafina akiyor. Buna kimse dur demiyor. Sonra da battik bittik mahvolduk.....

 
  Reklam  |  Künye  |  İletişim  |  Sık Kullanılanlara Ekle  |  Açılış Sayfası Yap
© 2000 - 2008 KIBRIS POSTASI - Version 2.1 | ¤° o O
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: haber@kibrispostasi.com
Kıbrıs Postası
Anadolu Ajansı Abonesidir. 
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dýþarýya link Last Digital

Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kıbrıs Postası harici linklerin sorumluluğunu almaz.