Ukalalık olmasın diye kafadan atmak yerine, açtık kitapları baktık. “Nedir Sendikacılık?”
“Çeşitli sosyal grupların kendi ekonomik çıkarlarını korumak ve geliştirmek amacıyla meydana getirdikleri mesleki kuruluşların her türlü faaliyetini kapsayan bir hareketin ifadesi…”
Tarihi oluşumunu, kapitalist fabrika sanaiyii ile ilişkilerini, Marks’ın felsefesine manifasto olarak oturmuş proleterya devrimini geçtik. Fakat bilinmesine karşılık yazalım:
Bu “sendikalarla sendikacılığın” da türlü çeşitlisi var. “İhtilalci sendikacılık, reformist sendikacılık, mesleki sendikacılık, bağımlı sendikacılık…”
Biz kendimize göre özetleyelim: “Kısaca sendikalar mesleki grupların hak hukukunu gözetmek için vardırlar.”
YA BİZDE NEDİR: Türlü çeşitli! Kapsamlarında yok yoktur. Olmayan ise işte o bilimselliğe çakılmışlığıyla işlevsel cinsleridir. Yani ihtilalci, reformist, mesleki, bağımlı sendikacılık kalıplarına asla girmezler, hiç birisine sığmazlar, taşarlar! Siyasi parti gibi de olurlar reformlara karşı da çıkarlar. İktidara taşıdıkları partileri sonrasında götürmek için de uğraşırlar. Çoğu iktidar sendikalarıdır ama ne zaman devlette para bitse akılları uçurtacak zamlar isterler, “vermedi mabut neylesin Mahmut” dendikçe de grevlerin envai türlüsünü icat ederler. Pahalılık var derler yollara düşerler, çözümü KKTC’nin ilga edilmesinde görür iktidara destek beyanında bulunurlar, falan…
AMMA VE LAKİN: Gün gelir Belça’da on işçinin işine son verilir. Şimdi, eğer varsa kıymeti harbiyesi, gözler kapalı, kulaklar tıkalı bu sendikacılık dediğinizin amir hükmü olması gereken “işçinin hak hukukundan” yana oluş gerçeğinde ne yapılması gerekirdi diye sorar mesela külliyen, “sen benim işçimi işten durduramazsın” diyerek hatta en son çarede sendikaların greve gitmelerini beklerdiniz!
Ki eğer böylesi durumlarda korunamayacaksa sendikalı çalışanın hakkı ile hukuku, hangi sendikacılıktan söz edilecek? Bir yandan da “mesleki kesimler” yönünden sendikacılığın işlevsel ciddiyetini kanıtlamak fırsatı ele geçmiş.
Oysa ne oldu? Dev-İş’in savunduğu on işçinin hakkı mesela KTÖS, KTAM ve BES sendikalarının işverenle “uzlaşı” kulpu taktıkları tutumlarıyla işçilerin “işten atılmalarına” cevaz verildi. Mehmet Seyis dayanamadığı yerde ne dediydi bu olaya? “Ne yazıktır ki kendilerini emekçi sanan bu sendikacı işverenler işçi düşmanı tavırlarını sürdürmektedirler.” (Ki dokunun bir öğretmene bir de memura, bakın nasıl kıyametler kopar…)
BUNCASINI NEDEN YAZDIK: “Bırakın birbirleriyle tokuşsunlar” demek de var çünkü yerli yersiz grev, eylem ve karıştırmalarıyla bıktırıp usandırdılardı. Fakat olması gereken ilkesel sendikacılığı savunmak ciddiyeti de var. Bunun da parantezinde ve işverenle sendikalar arası ilişkiler hükmünde “işten atmaların” haklı haksız nedenlerine bakmadan, “işçiden yana kesin tavır koymak” yazmaktadır. Çünkü sendikalar için her hal’u kârda korunacak olan “işçinin, emekçinin hakkıdır.” İtirazsız ve tartışmasız.