Bugün kalındığı yerden devam edecek olan Talat Hristofyas görüşmesi Gambari’den beridir “görüşsünler, uzlaşsınlar, çözüme varsınlar” temennilerini içeren aidiyetinden çoktan çıktı. Öncelikle “kendi istediğince çözüm” için dayatan Rum vardır, BM’ler vardır, “ille de çözüm” diyen AB.
İşte biz bu “dörtlü” arasında olagelen ilişki ve çabaları gözlemeye çalışıyoruz. Değer yargımızın umutla- umutsuzluğunu da bunlara bakarak koyuyoruz. Ve görüyoruz ki AB ile BM’ler cepheleri hâlâ GKRY’inden yana ağırlaşıyorlar.
NEDENİ DE AÇIK SEÇİK OLUYOR. Çünkü iktidara gelirken CTP ve Talat bu güçlere “birleşik Kıbrıs” vaadinde bulunuyor. Annan planını referans olarak sunuyor dolayısıyle Rum’a hem Kuzey coğrafyasından bazı yerler verilebileceğini hem de kırk bin TC yurttaşının adayı terkedeceği gibi kayıt altına girmiş ödünlerle, askerin azaltılabileceği sözleriyle gündem yaratıyor! Türkiye’nin garantisi sulandırılıyor, Hristofyas’ın tek egemenlik tek yurttaşlık fikri “nasıl federasyon” sorusuna baskın cevap olarak konuyor!
Tabi ki tüm bu kapıları açarsanız geçmek için zorlarlar. Politikalar da bunun üzerine şekillenir. Nitekim ne kadar ilkeli ve büyük devlet adamı olduğunu kanıtlamak iddiasındaki Talat sanki KKTC tapulu malı ve kendisi de istediğince koruyup istediğince harcama yetkisindeki Cumhurbaşkanıymış gibi “Tanınma istemek intihar etmek demektir, ben aklımı peynir ekmekle yemedim” diyerek bu güçlere şu cesaretle hareket stratejini de bahşediyor: “Demek ki Kuzey’deki Türk liderliğinin tanınma istemek gibi bir niyeti yoktur dolayısıyle bu konuda rahat olabiliriz. Çünkü tanınma istemeyen bir Kuzey’i tanınmışlığı tescilli bir Güney’e emiştirerek birleşik Kıbrıs’ı oluşturmak şimdi çok daha kolay gözükmektedir!” Çözüm umudu Kıbrıs Türk halkına değil, ödünlü vaadli barış içerikli söylemlerle öncelikle Rum ve BM’lerle AB için dağıtılıyor, cesaretlendirilen Hristofyas Talat’ı bir adım geçerek, “artık Kuzey”i ipotek altına aldım” stratejisine yatıyor!
ANCAK: Sn. Talat’ın zaman zaman Erdoğan’lı Ankara’yı atlatarak kendi kafasına göre yaptığı siyasi yorumlar pek de bağlayıcı olmamaktadır. Nitekim biliniyor. Talat’ın bugüne kadar olmayan Kırmızı çizgilerini Erdoğan Lefkoşa’ya geldiğinde “işte bunlardır” diyerek empoze ediyor. “Garantörlük kalkmaz, iki kurucu devlete dayalı çözümden ötesi olmaz.” Sonuçta hem Sn. Talat’a hem de Soyer’li CTP’ye bunları savunmak ve “olmazsa olmaz” demek düşüyor!
Bugünkü görüşme bu gelişmelerin ağırlığı altında mı başlar bilmiyoruz. Ancak bugüne kadar “Rum’a da baskı yapıyorlar” dedikodusundan öte BM’lerle AB’nin gerçekten Rum’u bastırdığının somut ispatına ellemedik. Yani işimiz zor çünkü çözüm ve barış uğruna geri dönemeyecek kadar ileri çıkan Türk tarafı oldu. Dolayısıyle bundan sonra her “kabul edilmedik” Hristofyas önerisi hanemize, “uzlaşmaz taraf” yargılarında kazınacak, yazık ki Rum’a bu fırsatı Talat’la CTP iktidarı verdi!