Siyasi soruna yönelik yorum ve eleştirilere neredeyse yasak getirsek diyecekler, beceremiyorlar! Gerçekte kendileri çok sıkıştı dıştan dayatmalı baskıları ise hiç çekemiyorlar!
Nitekim 2008 için çözüm tasavvur ettilerdi, şimdi 2009’a sarkıttılar. Çünkü adını “kapsamlı” diye koydukları, siyasi ifadesiyle “güç paylaşımına” yönelik görüşmeler tam bir zıtlaşma sürecini çağırıyor. Ve biz yeniden tekrar ediyoruz:
1974’de yaratılan iki ayrı bölge her ne kadar iki halkı birbirinden ayırarak birbirine hükmedemeyen iki ayrı siyasi irade oluşturmuşsa da bu oluşumun üzerine çözüm şemsiyesini açmadan hiç kimse “oldu bitti maşallah” diyemez. Çünkü Rum kaybettiklerini yeniden kazanmak, Türk ise kazanımlarını korumak zorundadır.
Zaten bu nedenle hemen her görüşmeye “al-ver” kulpu takılmakta, Erdoğan ifadesinde bu “kazan kazan” olmaktadır.
Geçen günkü görüşme ise iki lider arasındaki esas anlaşmazlıkların yeni yeni gündeme geldiğinin haberini verdi. Nasıl aşacaklar bilinmiyor. Bir sonrasını bekleyeceğiz! Tabi gözlerimiz kapalı, kulaklarımız sağır, dilimiz lâl değil! Aksine bu varoluş kaderinin yollarını yürürken zaten bağırıyorduk, bundan sonra galiba daha çok bağıracağız!
OKULLAR AÇILIYOR
Kaç zamandır böylesi bir başlık atarak “eğitim” cephesinden söz etmeyi düşünüyorduk. Onca sorunun arasında beklesin dedik. Ki ötekiler de bekliyor. Mesela Vaiz’in kararları Anayasadan dönüyor. Demek ki Sağlık sorunlarında “tek kafa” kalmış! Turizm mevsimi gitti, kışta lafı edilmez! Tarım kesimi hayvancısıyla birlikte kazan kaldırdıydı, oturup duruldular! Sendikalar “zamlar geri alınsın” diye ortak eylemlere baş koydulardı, parçalandılar, zamlar yanımıza kaldı!
Fakat okullar açılırken gündemden kaçıramaz üstüne de yatamazsınız. Kaldı ki ilgili sendikalar bileniyorlar, hükümet karşısında aldıkları yenilgilerin ahını çıkarma fırsatı kolluyorlar. İlk haber sekiz okulda başlatılması düşünülen “tam güne” geçme niyetine koyacakları şerh oluyor! “Okullar eylemlerle açılır” diyorlar. Oysa Eğitim Bakanı Öztoprak sanki inadına ve çatlatırcasına sendikalardan destek beklediğini söylüyor. Bu da politika!
Ne var ki ben, “okullar açılırken” bismillah deyip arbedeli günler müjdelerini didiklemeyeceğim. “Nasıl eğitim” sorusuna kısaca bir iki saplama yapacağım, sonra devam ederiz.
Üç aylık uzun bir tatilin ardından yeniden okula başlayacak öğrencilerimiz bu süre içinde neyle meşgul oldulardı? Spor? Okuma? Bir merağı hobi yapıp uğraşma? Yeni ders yılına en azından zihinsel olarak hazırlanma? Özel dersler almaya devam etme? Gezip görürken fotoğraflama, gözlemlerini yazma, araştırma? Mesela KKTC’yi yahut Güney’i tanıma?
Yoksa, şarkıcı türkücü, diskotek eğlence, şan akşam, yeme içme, araba sevdasına tutsak yirmi saat dolanıp durma... Aylak aylak zaman öldürme, mahalleden çıkmadan günleri sayma, falan… Üç aylık tatili bir sorgulayın. Çocuklarımız yeni öğretim yılına açılacak okullarımıza “nereden nasıl gelerek başlayacaklar?”