Kinimizle nefretimizi, kızgınlığımızla kırgınlığımızı, ezilmişliğimizle komplekslerimizi eğer “Köşemize” koysaydık; bırakın tepkiler sonucu ne oluyor sorgulamalarını; Mehmet Küçük tuttuğu gibi kulağımızdan kapının önüne koyardı bizi.
Dolayısıyle “sütunumuz” ne beşeri zaaflarımızın ne de şu veya bu partiyle gelip giden iktidarların tutsağıdır. Dedikten sonra ekleyelim: “Pekala doğrular mı?”
Zaten onları tartışıyoruz. Tek bir doğru olmadığından da “yanlışsa” eğer yanlışımızı kabul ederek. O yüzden “sertleştin, insaf sınırını aştın, doğruları görmezlikten geldin” şikâyetlerine katılmıyoruz. Her iktidar övgü bekler! Oysa gazetelerle gazetecinin işi “yergidir!” Olanı değil, olmayanla olmaması gerekeni yazarlar. Ha, övgüsü de olacak, o görev parti gazetelerinindir. (Bunları bir iki serzenişe muhatap olduğumuz için yazmak gereğini duyduk.)
GELELİM TÜRKİYE CEPHESİNE: Son dönemin gelişmelerini izliyoruz. Önce AKP’nin kapatılma davası geldiydi gündeme. Panzehiri Ergenekon davası oldu. Fıcırığı çıktığında karşı cephenin Deniz Feneri olayı patladı. İbretlik diziler!
Çünkü tümünün de içinde Türkiye’nin kaderine sahiplik koymuş siyasi erk sahipleriyle medya var! Ki onları da çok izledik: Bugün ters düştüler ya, dün AKP’ye yüzde 45’lik seçim kazandırdılardı! Neye karşılık? Artık sadece gazetelerden ibaret değil, türlü çeşitli ekonomik yatırımlara kadar holdingleşen Medya’nın iktidar tarafından daha bir büyüyüp gelişmesine olanaklar yaratmak için.
Eğer işler her iki tarafın çıkarlarına uygun devam ediyorsa Türkiye pembe ve gülistanlık; çıkarlar çatışınca kapkaranlık ve batak!
YA YAVRUSU: “Anasına bak tanası al!” Orada işler öyle de burada mı farklı? Ha, minyatürüdürler! Çapımız büyüklerini kaldırmıyor!
Amma ve lâkin burada olanlar da yabana atılmamalı. Kaçıncıdır anlamamız gerektiği için başımıza gelmektedir, hâlâ anlamadık! Kısaca yarım asırdır Türkiye yolladı biz yedik! Vakta ki bugünkü gibi az biraz kıstı musluğu, işte gördünüz, hazine tepetaklak! Oysa bugüne kadar hesaplar Türkiye verecek biz yeyip geh geh edeceğiz üzerine kuruluydu.
Siyasi partilerin iktidar dirayeti de bu “yeme” üzerine denklem bulmaktadır. TC’den para, hükümetten harcama! Önce taban tavan yapma gailesinde gelsin istihdamlar, kamuda şişirmeler, sonra özel sektörle mesleki kesimleri o gelen parayla desteklemeler, teşvik etmeler! Tümünün bir tek amacı var, gelsin “oylar!”
Medya? Nemalananlar hükümetten yana. Televizyonda basında sürekli beyin yıkama. Aman ne güzel! Muhalefet kanadı ise yollarda bellerde eylemde, hep hakaret yağdırmada. Aman ne hoş, şak, şak, şak!
Kısaca ülkenin her yanında, uyutarak avutma, vaadlerle kandırma. Aman ne iyi!
Ha biz ne yapıyoruz tüm bu olanlar karşısında? “Hayır kötü” diyoruz! Kötü mü yapıyoruz?