Bizim Fenerbahçe çok şikâyetçi. “Ne bırakıyorlar oynayalım ne izin veriyorlar gol atalım” diyor. Şaşırdıkça da şapşallaşıyor, “biz ki Avrupalarda top koşturuyoruz, kulübümüz dünya futbol zenginleri arasına girdi, adımız şanımız göklere erdi, yapılır mı bu bize” diyor.
Tabi sinirleniyor: “Sen kimsin be Hacettepe. Hain, atılır mı iki tane gol Fenarbahçe’ye…”
Aynen ve tıpatıp CTP iktidarı. “Ne bırakıyorlar yapsın, ne izin veriyorlar yürüsün.” Kimler?
Geçen hafta onu da iflas etmiş hazinenin başı Ahmet Uzun söyledi.
“…Biz statükoyu Eroğlu ve Bayram sanırdık. Ama karşımıza duvar gibi bir saadet zinciri çıktı… 2003 yılından sonra statükoyu yıkın diye destek verenler aslında saadet zincirini kırmamak için statüko olarak karşımıza çıktılar…”
Kimler? Kendileri, kuyrukçuları, birleşik güçleri, sendikaları, Annanistleri, birlik dernekleri…
Yapmak, büyütmek, yürümek için geldilerdi. Yapılanları da yıktılar! Şimdi kendilerini kendilerine şiikâyet ediyorlar!
NE OLDUĞUNU BİLİYORUZ: Dolayısıyle ne Başbakan Soyer’in ne de Uzun’un anlatması çok da gerekli olmuyor. Aksine “statükoyu yıkacaktık ama bizimkiler bırakmadılar” demek durumuna düşmüş çok tuhaf bir iktidar olduklarını aynalamak zorunda kalmaları bizi de üzüyor. Memleketi hangi yönetim takımı nasıl yönetiyor düşüncesinde!
Ve tabi bizim de Allahımız var, söyleyelim. O reformlara, değişip en azından AB muktesebatına uygun hale getirilmesi gereken KKTC’ye, her atılıma köstek olan “kuyrukçularına” nazire biz, hasbelkader “desteğimizi” koyduktu.
Fakat kendi kesimlerini terbiye edeceğim diyerek memleketi kulüp yöneticiliği düzeyine düşürüp kavgalarını halka yansıtmaya destek değil! Ki ötesi olanları, siyasi fiyaskolarını, statükoyla partizanlığın dik alâsını yaptıklarını geçiyoruz.
FAKAT UZUN’DAN HAREKETLE YENİDEN YAZIYORUZ: Kadrolarınız boş ve koftu. KKTC’yi yarınlara taşıyacak ne kafa yapısına ne de ruha sahiptiler. Yirmi yıllık muhalefet döneminde koltuğunuzun altına aldığınız küçük çocukları yetiştirip meydanlara, oralardan sizi iktidara getiren güçler olarak taşırken o kuyrukçulara bugün değil, asıl dersi o dönemlerde verecektiniz.
Ne yaptınız ama: “Ortak vatan Kıbrıs, AB üyeliği, asker gitsin, Kıbrıs Kıbrıslılarındır” diye diye sloganlarla doldurduğunuz beyinleri önce çözüm ardından AB fiyaskosu bozgunu ile krize sokarken, bir de üstüne üstlük demediniz mi “Türkiye’siz var olamayız?” Tabi gerçek buydu. Anlamanız için iktidar olmanız gerekiyordu.
Nitekim safınızda yer alan militanlarınızın “Türkiye’nin parasını istemeyiz” haykırışlarına karşılık 1963’lerden beridir o Türkiye’nin parası ile bu adada siyasetin ve particiliğin envaisini yapmak fırsatını bulduğunuzu da yine iktidar olduktan sonra anladınız.
ANLAMAK SORUNLARI ÇÖZMELİYDİ. Başından beri kendi kendinizle kavga ediyorsunuz. Ne olacağınıza karar veremediniz. Pekala ama halkı kendi kavganızla meşgul edip dolayısıyle krizler yaratmaya ne hakkınız var? Partiler refaha ve ilerlemeye vaad koyarak iktidara gelirler. Siz UBP’den de geriye düşmeyi iktidar fazileti olarak yutturmaya çalışıyorsunuz. Kimseler yutmaz, çünkü memleketin halleri işte ortada!