Sn. Talat ve cephesi karar verdilerdi. Rum’un kafasını değiştirip önce barışı sonra çözümü sağlayacaklardı. İnatçı uğraş sürüyor. Bu uğurda yapılmadık atraksiyon, döndürülmedik dolap kalmıyor. İkili ilişkiler kültür kulpu takılarak iki halk etkinliklerinde seyirlik hale getiriliyor. Sonuncusu Sn. Talat’la Hristofyas’ın “barış için ortak şarkılar” etkinliğine birlikte katılmalarıyla ispat çakıyor.
Ne var ki Rum’un kafası değişmiyor mesela dışişleri bakanı Kiprianu “Türk’e verilecek en büyük ödünü verdik, iki bölgeli federasyonu kabul ettik, bundan öteye gitmek mümkün değildir” diyerek kapıları kapatıyor.
Mahzuru yok! Yola devam etsinler. İylik et denize at, balık bilmezse halik bilir! Ne kadar barışçı olduğumuzu gün gelir Sn. Talat ve siyasi cephesi sayesinde bütün dünya anlar, anlamazsa Allah büyüktür layığını verir!
BÖYLE POLİTİKA OLMAZ: İkili ilişkilere çok da takmıyoruz. Bu işlerin ucunda dıştan kaynaklı finans ağalarının paraları olmasa tırnağı bile gerçekleşmezdi, ayrı dava!
Anlamadığımız bu etkinliklerle siyasi tutumları Talat ve Hükümet cephesiyle destekçilerinin barışçı tutum olarak lanse edip Rum’un kafasını değiştirme tasavvurlarında kullanmalarıdır. Zannediyorlar ki birleşik Kıbrıs’ı böyle yaratacaklardır! Oysa ayni oyunu Türkiyesiz bir Kıbrıs yaratma peşinde olan Rum da Türk’e çekiyor! Ve iki halk, tek egemenlik, tek yurttaşlık, tek vatan, Kıbrıslılık gibi siyasi isteklerini bu efkârını gerçekleştirmek için kullanılıyor.
Kısaca Türk liderliği Rum’u, Rum liderliği de Türk’ü kandırmaya çalışıyor. Bu haliyle Sn. Talat ve cephesi kaybediyor. Çünkü Rum’un şıp diye çözüme ihtiyacı yok, Türk’ün ise geçen her gün çözüme çok daha fazla ihtiyaç duyduğu sıkıntıları var. Çözümsüzlük belimizi büküyor.
ŞİMDİ NE DİYELİM: Belki sorulacaktır. “Eee, sen ne diyorsun? Bu çözüme nasıl ulaşalım ki?” Çapımız buraya kadar, ötesi çizmeden yukarı çıkmak olur.
Ancak bu soruya cevabı artık sadece Sn. Talat’ın ve cephesinin değil, Başta Sn. Denktaş’ın ve cephesinin de vermesi gerekir. “Devlete sahiplik” ulusal dava da olsa somut bir kavram olarak devam ediyor. Devlete külliyen ve ulusal bilinçte sahip çıkıldıktan sonra bu sahipliğin Kıbrıs’ı nasıl çözüme götüreceğini açık seçik ortaya koymayı zorluyor. Buna bizim de halkın da ihtiyacı vardır çünkü Kuzey’in siyasi ve hukuki sağlamlığı iddiasının çözüm getireceğine inanmak isteriz.
Bir başka ifadeyle eğer çözüm istiyorsak ki çok ihtiyacımız olduğunu kabul ediyoruz, bu çözüme KKTC’yi nasıl oturtacağımızla, Rum’u nasıl kandırıp hizaya getireceğimizin cevabını vermek zorundayız. VE: Türkiye AB üyesi olmadan çözüm olabilir mi diye de soracağız. Olmuyorsa o zaman Sn. Talat’la Hristofyas niye görüşüyorlar? Tekerleyip devam edersek TC üye olmadan da adada çözüm olur aklındaysak, iki Devlet esasında nasıl ve neleri kazanıp neleri feda ederek federasyonu kuracağız?
KISACA: Rahat değiliz. Çünkü yanlış rota ile çıktığı yolu ayni yanlışla kateden Sn. Talat ve cephesinin darmadağın ettiği 1974 lafzına uygun çözüm şekline bir daha dönemeyecek kadar mesafe katettik! Zaman tüneline girilse bile geri dönülemeyecek kadar!