1963’lerden beridir periyodik aralıklarla sürdürüp bugünlere kadar taşıdığımız bir ikilem vardı. “Önce siyasi çözüm sonra ekonomi mi, yoksa ekonomi sonra siyasi çözüm mü?”
Tartışmanın mantıksızlığı zaten ortadaydı. Çözüm olmadan nasıl ekonomik düzeye ulaşacaktık? Fakat inatla ve yıllarca savunduk: “Önce ekonomik büyümeyi gerçekleştirmeliyiz ki siyasi çözüme avantaj olsun.” Tabi hatırlatalım: Yargının içinden kimse çıkamadığında “ikisi bir arada” dendiydi!
Şimdilerde 2008 yılını da bitiriyoruz. Ve anlıyoruz ki çözümsüzlük devam ettiği sürece ekonomiden söz etmeye imkân yoktur. Konuşulup tartışılanı ise 1974’den sonra oluşturulmuş ve tümünü de kapsamına almışlığıyla ifadesini bulmuş “rant ekonomisidir!” Oyun da tabi ki Rumun mülkü üzerinde oynanmaktadır.
Dolayısıyle geçmişi bir kalem silip fakat “yetsin be artık bu çektiklerimiz, bari çocuklarımızın geleceklerini kurtaralım” düşünce ve son feryatta diyoruz ki “bize çözüm gereklidir.” Elbette içinde “nasıl olursa olsun” fikri yoktur. Teslimiyetçilik ise hiç yoktur.
İŞTE BÖYLE BİR “ÇÖZÜM” ARIYORUZ: Dün sorduktu, “KKTC’yi çözümün mihenk taşına devletimiz olarak nasıl koyacağız.” Ve ekledikti. “Talat cephesi dört yılda geri dönemeyeceğimiz kadar ve kendi kafalarına göre siyasi yol katettiler. BM’lere, AB’ye “barış, çözüm” diyerek birleşik bir Kıbrıs çözümü vaadi ile gebe kaldılar. Destek görüp reytingleri yüksek çıkıyorsa nedeni budur. Yani Türk tarafı olarak muti ve barış yanlısı oluş imajını çakıyor, dünyaya lokum gibi tat veren Birleşik Kıbrıs’tan söz ediyor; tutun ki bu nedenlerle iyi muamele görüyor!
FAKAT: İşler gitgide çatallaşıyor. Çünkü hesaplayamadıkları Türkiye’nin Kıbrıs üzerindeki çıkarları ile AB eksenli politikası oluyor. Artı, Rum’un tanınmış Devlet ve AB üyesi oluş avantajını kullanarak, “zaten adada bir Devlet vardır. Gelin bu devlete federatif sistemde iltihak edin çözüme varalım” önerisiyle gafil avlanıyorlar. Hristofyaslı Rum liderliği, öncesinde olduğu gibi “azınlık-çoğunluk” siyasetine yatıyor, mülkünü öne çıkarıp “işgali” tepe tepe kullanıyor. Birleşik Kıbrıs’tan ne anladığına “tek egemenlikli (Türkiyesiz) bir çözüm” kulpunu takıyor…
OLAY AB İÇİN DE EHVEN OLUYOR: Zaten yanlış yaptı, çözüm olmadan Rum’u üyeliğe kaydetti. Siyasi gafı ile utancını “ille de çözüm” diyerek kamufle etmeye çalışıyor, “AB üyesi bütün Kıbrıs” müjdesini veriyor..
Allah’ın bildiğini kuldan saklamayalım: AB için de “birleşik” lafına sarılmış federal Kıbrıs’ta Türkiye yoktur. (Tabi koçanlı üsleriyle garantör İngiltere gerçeği de Türkiye’nin savunma kozudur.)
Bu gelişmeler sürerken bir şeyi daha görüyoruz: İzolasyonlar kalkmıyor, Türk halkının tecrit edilmişliği devam ediyor. Hayırlı ve aydınlık günler çözüme bağlanıyor.
Dolayısıyle KKTC’nin ekonomisi çözümsüzlüğün açmazlarında debeleniyor. “Var” sayılanı ise “yokluk ve pahalılığı” çakıyor.
Pekala Hükümet ne yapıyor? Olmayan ekonomiye inat elektrik gibi ana enerjiden başlayarak yetkisinde olan her bir sektör ve üretime, fonlara, harçlara, cezalara zam üzerine zam basıyor. Kısaca dolaylı vergileri tahammül edilmez sınırlar ötesine taşırarak milletin beterince anasını ağlatıyor. Kıbrıs Türk’ü İngilizden, Rumdan çok çektiydi, şimdi kendi yöneticileri takımlarından çekiyor! Dolayısıyle son kurtuluş umudunda çözüm, kendini zorladıkça zorluyor.