Önce “doğruya doğru” diyelim. Eğer hükümet 2008 yılını sıkı para politikası içine sokmasaydı bugün 1929’lardan bu yana en büyük ekonomik kriz olarak yorumlanan ve tüm dünyayı tehdit eden yeni krize sadece yenik düşmeyecek ödenemeyecek maaşlardan, peşpeşine iflasını ilân eden sektörlere kadar berbat bir duruma düşülekti. Ki hâlâ böylesi bir tehlike vardır.
Tabi ekleyelim: Elbete buna hükümetin basireti denmez. Burnunun ucunu bile göremeyenlerden böylesi politikalar ummak safdillik olur. Tutun ki rasgeldi! ABD’den kaynaklı krizin esamesi okunmazken KKTC zaten battığının feryadındaydı, yapılacak en kolay iş maaşlarla giderleri dondurmaktı. İnsafsızlık maaşlarla giderlerin dondurulmasına karşın akaryakıta elektriğe dolayısıyle bilumum emtia üzerine bindirilen zamlardı. Zaten çoktandır KKTC “pahalılığın” krizindeydi, beterin beteri oldu!
SANAYİCİLER NEDEN BAŞ KALDIRDILAR: Kendi açıklamalarıdır: “Hükümetlerin yanlış icraatları ile büyütülen kamu açıklarını elektriğe, akaryakıta, seyrüsefer ve her türlü harca fahiş zam yaparak kapatmaya çalışmak…”
Dizi dizi öneriler de getiriyorlar ki, içinde yok yok! Ki Soyerli hükümet bir tekine “muvafıktır” deyip geri çekilse gidecek! (Mesela elektrik faturalarında yüzde kırklara varan indirim, bazı ithal maddelerinde gümrük ve harç muafiyeti, düşük faizli krediler verilmesi, yapılan zamların tümden geri alınması falan…)
BAŞBAKAN NE CEVAP VERDİ: Sanayi Odası’nın Tunar imzalı “Sivil İtaatsizlik” eylem kararına ve de isteklerine Başbakan Soyer’in cevabı ilginç: “Açtırmasınlar kutuyu, söylettirmesinler kötüyü” mealinde dedi ki “şimdi Sanayi Odası için hükümetin yaptıklarını mı anlatayım. Ben bunu yapmam. Ucuz işçilik yaratmak ve kendi halkını iş rekabetine sürüklemek için mi bunlar? Biz kayıt altına almaya başladıktan sonra bu sorunlar çıktı. İnsanları köle gibi çalıştırmak mı istiyorlar, falan?...”
BUNLARDAN NE ANLADINIZ: Bir yanda hükümetin zam üzerine zam basmasından dolayı “battık, ya zamları geri çekersin yahut biz de sivil itaatsizlik eylemine gideriz” diyen bir Sanayi Odası, öte yanda “nankörlük etmeyin, size çektiğimiz kıyakları söylettirmeyin, köle gibi işçi çalıştırmak istersiniz dedirtmeyin” imasında bulunan bir Başbakan!
Biraz TC kokulu ve de kopyalı! Aydın Doğanvari çıkışlar, Çakırcalı Mehmet Efe gibisi Erdoğan imajlı meydan okumalar! Oysa KKTC dediğiniz zurnanın son deliğindeki “fırt.” Görüşmelerin geldiği yerde de bu sesi çıkartıyor, zaten yoktu fakat hadi vardır diyelim, ekonomisinde de!
OLANLARIN ESPRİSİ BUNLAR DEĞİL AMA: İtiraf edin. CTP’yi KKTC’nin ilgası pahasına Annan planına uygun bir çözüm ve AB üyeliği vaadi ile iktidara getirdiniz. İkisi de gerçekleşmedi. Ancak bu süre içinde sadece kamu görevlilerine değil, özel sektöre de destekler teşvikler yansıtıldı. Hazine delindiyse bir nedeni de bu..
Misal diye ekonomist Mustafa Batırap’a dönüyorum. Geçtiğimiz Temmuz ayında özetle şöyle diyordu: “Bugün Devletten yaklaşık 57 bin kişi maaş çekiyor. Her ay Devlet 250 milyon YTL maaş ödemesi yapıyor. 57 bin kişinin büyük çoğunluğu maaşlarının 20-30 katı kadar borçla 60 aya kadar varan sürelerle bankalara borçlanmış. Söz konusu 250 milyon YTL’nin 100 milyon YTL’yi aşkın kısmı bankalara borç taksidi olarak ödenmekte…
Buna Devletin piyasadaki parası derler! Ki bu para memleket ekonomisi içinde dönmekte. Tüm sektörlerin nemalanması bu sayede olmakta.
“HAYIR OLMUYOR” İDDİASI VARSA: Hadi küçültünüz kamuyu. Zamları da geri çekiniz. Bankaları sıkıştırıp büyük kredilere yönlendiriniz, ucuz işçiliği (ve kaçak) önleyiniz. Şimdi soralım: Devletin çekildiği yerleri dolduracak mısınız? Tüm çalışma koşullarına uygunluğunca ama!
Ha, mevcut hükümet politikası doğru mudur? Sümme haşa. Baştan aşağa falso. Ancak bu aşamada yapılacak bir şey yok. Dünya “ekonomik krizden” söz ediyor. Kavga edeceğinize “biz ne yapacağız” diye oturup konuşun, memlekete bir iyliğiniz dokunsun!