Dünkü yazımı “bu aşamada yapılacak bir şey yok. Dünya ekonomik krizden söz ediyor. Kavga edeceğinize “biz ne yapacağız” diye oturup konuşun, memlekete bir iyliğiniz dokunsun” diyerek bitirdiydim.
Baktım bazı gazeteci refiklerim de köşelerinde benzer temennilerde bulunmuşlar. Belli ki içteki son olaylar zaten biriktikçe kambur haline gelmiş sorunlara tuz biber ekmiş, kısaca zorunlu “içbarışı” çağırıyor. Bu da iktidar muhalefet oluşu aşıyor, “ülkesini seven insanların sağduyusu” olarak yansıyor. Ki buna çok ihtiyacımız var.
Çünkü CTP hükümeti ispatıdır, iktidarları değiştirmiş olsanız da “bozuk düzenleri” değiştirmek mümkün olmuyor! Her gelen iktidar selefinin bıraktığı yerden tıpatıp aynisi ile yola devam ediyor. Sonuçta kaybeden “onlar” değil, KKTC oluyor.
SENDİKALAR HEM YIKIYOR HEM YIKILIYORLAR: Belça’da işçi durdurmaları, Eğitim cepheside karmaşa, Sanayicilerin isyanı, Tarım kesiminin şikâyetleri ve ötekiler derken iktidara karşı muhalefetin daha yoğun saldırılarına varıyor.
Tetiği çeken her zamanki gibi Sendika ve ötesi STÖ’leri. Hep bir şeyler istiyorlar. İşte içbarışı dinamitleyen olaylarla kavgaların esas nedeni de bu oluyor.
Kapsamında “isteyenin yüzü bir kara vermeyenin bin kara” felsefesi de var, art niyetler de! Ancak Hükümete karşı sivil başkaldırı lafına sarılmış olaylar bir yandan da “başkaldırı kesimlerinin” birbirlerine çok zıt tutumlarında toplumsal kaos yaratıyor. Birileri ucuz işçilik isterken öteki on işçinin bile işten çıkartılmasına isyan ediyor! Birlikte hareket eden sendikalar kavga ederek yol ayırımına gidiyorlar! İşi gevezelik mertebesine kadar düşürenler neredeyse hiç vergi alınmasın, hiç elektrik faturası ödenmesin diyecekler, beceremiyorlar! Hak arayanlar mesela kamu görevlilerinin hakları ile maaşları çoktur deyip budanmasını istiyorlar!
Uzar gider, olanlarla olayları biliyorsunuz diyelim. Anladığımız şu oluyor ama: İsyanı oynayan bu kesimler kendi mesleki örgütleriyle Devlet’e ne veriyorlar? Ki çoğu KKTC’yi ilga etmekten yana siyasetlerin STÖ’leri. Türkiye gitsin Rum gelsin diyenleri de var, batırıp yok etmek için çalışanları da!
Vermeden almak üzerine kurdukları avantadan yaşama, kazanma, kâr üzerine kâr ulayıp zenginleşme ihtirasları da var; kendilerini meslek grubu olarak memleketin odağı görenler de…
HÜKÜMET NE YAPIYOR: Zaten yapacağını yaptı, içbarışı dinamitledi, bozuk düzenlerin hükümeti oldu. Beceriksizliğini de Mabut’la Mahmut’a bağladı, vermediler, biz nasıl verelim diyor!
Yapmak istedikleri de kendi kesimlerinin androş politikalarına takıldı, şimdi tek isteği var, “anlayış!” Tabi ki böyle hükümet olmaz. Bizde olur!
ANCAK: Hiçbiri yarattıkları bunalımlardan rahatsızlık duymuyorlar. Minyatür esamesindeki KKTC’de gözleriyle kulaklarını dünyaya kapatmışlar politika mastürbasyonu yapıyorlar. “Benim iradem, benim gücüm, benim dediğim” inatlarında! Olanlar halka oluyor diyeceğim ama kavga edenler de barış isteyenler de halk! Pekala ne olacak bu gidişin sonu? Oturup asgari müştereklerde içbarışı sağlayacak birlikteliğe varılmazsa, zaten aralarında üleştirildik, ya Türkiye’nin malı olacağız yahut Rum’un! Olaylara baktıkça başka ne söylebiliriz ki?