Elektrik faturaları elbet can ciğer yakıyor. Özellikle sabit gelirlinin maaşını gasbediyor, belini büküyor. Artı, pahalılığı tetikliyor, bilumum emtiaya zam olarak yansıyor. Nitekim geçen gün bizim kasap “elektrik faturalarını karşılamak için satışlarımdaki düşüşü göze alarak etin kilosuna bir lira zam yaptım” dediydi.
Hükümet astronomik lafı ile ifade edilecek elektrik zammını önceleri “artan petrol fiyatlarına” bağlıyordu. Varili neredeyse iki yüz doları bulduydu. Şimdilerde ise petrolün düşüşü yaşanıyor önümüzdeki dönemlerde seksen beş dolara kadar düşeceği söyleniyor. Fakat Hükümet dört beş kuruşluk indirimlerle göz boyamaya çalışıyor, tutun ki elektrik zammı dikildiği yerde duruyor.
SORUN NE? Öteden beri bizatihi “elektrik kurumu” ne tedbir alınmışsa tümünü de yiyerek “zararları” oynadı! Kendi içindeki mali krizi çözemeyen bir “Kurumun” rasyonel anlayışta halka yansıtacağı elektrik bedelleri de “pahalı üretim pahalı harcama” olacaktır. Onca santral, fabrikanın kahrını çekmek, onca işçi personelin giderlerini zararına kazımadan karşılamanın başka çaresi yok.
AMMA VE LAKİN: Hükümet “sizi elektriksizlikten kurtardık” savunmasına yatarken biliyoruz ki asıl sorun delinen hazinedir! Yani deniz bitti, zamları dayatıp bütçeyi kurtarmaya çalışıyor. Tutun ki bu hükümet ancak bu kadardır!
Dolayısıyle Ekonomik krize ve elektrik zammına yenik düşen işadamı Ahmet Erçika adlı yurttaş plastik fabrikasını sökerek Silifke’ye taşıma kararı almışsa çaresizliğin son habercisi oluyor!
Nitekim bu işadamı diyor ki “KKTC’de ödediği 25 bin YTL’lilik elektrik faturası ayni harcama ile TC’de 7 bin YTL’dir.” Ayrıca Romanya’dan 800 bin YTL’lilik sipariş almış KKTC’de üretip TC üzerinden ihraç etmek için 250 bin YTL ek masraf yapması gerektiğini de söylüyor.
“Amma, TC’de orta sınıf bir memurun maaşı da bin beş yüz YTL’yi aşmıyor… Yoksulluk bir poşet bulgur hibesine saldıran binlerce insanlar dramını sergiliyor. KOBİ’ler batıyor, işsizlikten yakınılıyor. Buna karşılık maşallah KKTC’de araba satın almalarla villa yapma yarışları sürüyor, falan…”
Öyleyse TC’yi geçtik. Pekala Güney? Orada her bin kişiye üç araba düşüyor, villaların hası var, AB’nin en çok kişi başı ulusal gelirine sahip ama ne bizdeki gibi pahalılık var ne de battık feryatları!
Hepimiz ve Hükümet buna da kulp takıyor: “Tanınmış devlet. Bizim gibi ambargolarla sarmalanmamış. Dış yardımlar gani gani. Turizmi iki buçuk mlyon turistle ifade ediliyor…”
BUNLARI DA ANLADIK: Ve sormuş olduk. Pekala durum vaziyetler böyle, ne yapmayı düşünüyorsunuz? Ki daha soracağız. Elektrik faturalarına dayanamayacak kadar bunalıp Silifke’ye taşınmaktan başka çaresi kalmayan bir sanayi tesisi ne kadar güçlüdür? Yanında sadece 25 kişi çalıştıracağı açıklamasındaki istihdam kapasitesi ile! Ama o seksen milyonluk TC’de sırtınızdaki küfede su satsanız kazanırsınız. O hayat da bizim hayatımız değil!
Ve hatırlatalım. Güney’de de işçilik ve emlâk dolayısıyle kiralar pahalıdır.
Öte yandan ekonomist değiliz ama ekonominin esas argümanı olan “tüketici yurttaşız.” Bizim de şikâyetmiz vardır, pahalılık sadece hükümetin becerisi değil, özel sektöründür de yarattığı diyerek!
SONUÇ: Herkes haklı, yahut herkes haksızdır. Pekala bir değil, onlarcasıyla kambur olmuş sosyo ekonomik sorunları kim nasıl çözecek? Siyasi çözüm! Gerçekleşmeden böyle vizleyip gideceğiz. Dolayısıyle usulet ve suhuletle bugünleri kurtarmaktan başka çaremiz yoktur. Görüşmelerde gevezeliği bir yana koyup sonuca gidecek darbeyi Rum’a vurmazsak kaderi değiştiremeyiz.