Dünkü yazımıza “Usulet ve Suhuletle olsun” başlığını attıydık. Gerçekte son günlerin STÖ’leri başkaldırıları karşısında ne “Hükümet’in de hakkını teslim edelim” kayırmacılığına soyunduyduk ne de “bu hükümete az bile yapıyorlar” demek istiyorduk. “Usulet ve suhulet” kendi içimizden kaynaklanan bir dilekti. Tutun ki çok bencilce bir tutumda kendi rahatımızla barışımızı gözlüyorduk. Çünkü biz KKTC’nin en yüce olması gereken birey haklarına sahiptik.
Yoksa bilmez miydik, batacak gemiye (hükümete) bir kazma da sen vuracaksın, gitsin! Ve şunu da biliyorduk: Eğer çok sıkıntılı günler yaşanıyorsa bunun tek sorumlusu vardır o da “güzel günler” vaadi ile iktidar olan siyasi parti hükümetidir. Ki şimdilerde “yaptık ettik” dediklerini bir bir yeme uğraşındadır!
NEDEN: Hangi hükümet baş tacı olmak varken böylesi olumsuz tepkilerin oklarına hedef olmak ister? CTP hükümeti “olsun” diye inadına mı uğraşıyor? Ve bana UBP’nin kendini bitirdiği son dönemleri hatırlatıyor.
Hatırladığım “henüz gitme vakti gelmedi. Hele tümden kıçlar yansın, insanlar isyanı oynasın işte o zaman gider” diye yazdıklarımdı!
Tabi ki gün gelecek CTP de gidecek, gitmese bile zayıf koalisyon hükümeti kaderinde vizileyecek! Çünkü mevcut duruma bakıldıkta hiçbir kesimden oy almaması gerekir.
ACABA ÖYLE Mİ: Bakın CTP’nin Dışilişkiler Sekreteri Ünal Fındık ne diyor: “Ben insanların sürekli içerisindeyim. Şikâyetler vardır ama bunlar özel şikâyetlerdir. Dünle bugünü kıyasladığımızda bugün çok farklıdır… Seçim olsa CTP tekrar iktidara gelir. Bu konuda iddialıyım…”
İşte “uslanmaz bir us!” Eğer CTP’nin türlü çeşitli yetki ve sorumluluklarla donatılmış alt küme “müşavirleri” tepedeki Soyer’li hükümete bu aklı enjekte ediyorlarsa memleketin neden böylesi çatlayıp patladığına şaşmamak gerekir.
Ki içinde şu klâsik tutum vardır: “Efkârı umumiye bağırır çağırır, istekleri bitmez yırtınırlar, eleştirir protesto ederler, kınar eyleme giderler fakat hükümetler hep bildiklerini yaparlar!” (Tabi doğru ve olumlu kulpunu takarak) Nitekim Fındık da “hadi canım diyor, şikâyetler hep bireyseldir…”
Yani sanayici Erçika’nın, yabancı yatırımcı Gill Ford’un, Müteahitler birliği başkanı Gürcafer’in, Turizmci Beydağlı’nın, Elçilli Eraslanlı sendikaların, Ceydalı tarım kesiminin, Kabakçı’nın, yahut bilumum ayağa dikilmiş STÖ’lerinin, yurttaşların, esnaf zanaatkârların şikâyetleri özeldir, bireysel sorunlarını yansıtmaktadır, günü geldiğinde ve seçim sathı mailine girildiğinde yine arkamızda saf olacaklardır…
BU ZİHNİYETE BİR MİM KOYUN: Çünkü söylem “ala guduru” değildir! İçinde “biz günü geldiğinde seçmeni nasıl ve neyle kandıracağımızı da biliriz, oyları nasıl kapacağımızı da” vardır, sorunları bireysel şikâyetler seviyesine indirerek basitleştirmeye çalışmak işgüzarlığı da!
Seçmene bu değer yargıları içinde bakan, sorunlara böylesi teşhis koyan politikacılar tiplerine yabancı değiliz. Onlar dizi dizi gelip geçtiler bu memleketten. Bizzat Soyerli CTP hükümeti söylüyor: “Eski hükümetlerin enkazını devraldık” diye. Gelecek olanlar da ayni şeyi söyleyecekler!
KISACA: Halkı “birey” esamesine düşürüp kişisel çıkarcı yargısında değerlendirdikten sonra “yoksa biz çok güzel işler yaptık, yine seçimi kazanırız” iddiası; yukarıda vurgulamasını yaptığım “en yüce olması” gereken bireysel yurttaşlık haklarımla şikâyetlerimi dolayısıyle KKTC insanını yok sayan bir politik yaklaşımdır. Mealinde, “ben yaparım olur” da vardır, seçimlerde “kandırırız da yuttururuz da” vardır! Öyleyse vacip olur: Usuletin yerine karmaşa, şiddeti koymak! Zaten hükümete karşı da demek ki ne olduğunu bizden iyi anlamışlar, bu yapılıyor!