Sn. Talat’la Hristofyas görüşmelerin sonucuna değil, sürecine yönelik politika yapmaya başladılar. Dolayısıyle tribünlere oynuyorlar. Her iki Cumhurbaşkanı da ne kadar iyiniyetli ve barışçı olduklarının mesajını vermeye çalışıyorlar. Ki bir gün görüşme masasını tatile soktuklarında “tüm iyi niyetimize ve çözüm isteğimize karşın gerekli olan barışçı tutumu göremedik” diyebilmeleri için!
Bu şu demek oluyor: Liderler görüşmenin sonucundan umutlu değiller. Görüş ayrılıkları gitgide daha bir katılaşıp “olmazlarsa olmaza” dönüşüyorlar. Dolayısıyle Hristofyas Talat’ı, Talat ise Hristofyas’ı suçlayarak hem BM’lerle AB’ye hem de kendi halklarına sığınıyorlar. Sonunda diyecekler ki “elimizden geleni yaptık ama karşı taraf çözümü dinamitledi!”
Sonuncusu sözcü Erçakıca’nın Hristofyas’ın Sn. Talat’a yönelik “içeride farklı dışarıda farklı konuşuyor” suçlamasına “ayıp ediyor” ithamı ile cevap vermesinde yansıyor. Ve zaten “bir manipülasyon hareketi, imaj yaratma operasyonuyla karşı karşıyayız” itirafında bulunuyorlar.
BİZSE İYİ İYİ DİYORUZ. Yapay çözüm formülleriyle sonuca varılamayacağını anlamaları, BM’lerle AB’nin de bunu görmesi gerekirdi. Oluyor! Belki çözüme ulaşmak uzun süreli zamanı gerektirecektir ama sonuçta 1974’ün lafzına dönülecektir. Zaten Ankara’nın sürekli formüle ettiği “iki kurucu Devlete dayalı” çözüm şekli bunun habercisi oluyor. Ve daha 1974’ün hemen ardından “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren bir çözümün” kaçınılmazlığını zorluyor.
DOLAYISIYLE BIRAKIN ONLAR GÖRÜŞSÜN. Biz işimize bakalım. Ki “işimiz iş!” Halk ne der. “Bir güne gelmedi, nasıl da geçti seneler!” Ve ekler: “Geçer, geçer de deler de geçer!”
Nitekim daha dün gibiydi. CTP iktidar olduydu, Sn. Talat Cumhurbaşkanı. DP ile koalisyon hükümeti kurulduydu, reformlara karşı çıkıyor diye bozulduydu, yerine Avcılı ÖRP konduydu. Yıllar çabuk geçti. Dün bir bugün iki. Seçimlere ne kaldı ki?
Fakat hiç bu kadar bunalımlı, tartışmalı, kavgalı bir dönem de yaşamadıktı. Yaşamadığımız daha başka siyaset gerçekleri de vardı. Türk-Rum karma yaşam dönemlerinde bile bu kadar içiçe girmedilerdi. Birbirleriyle bu kadar karışıp ortak etkinlik ve tartışmalarında bulunmadılardı. Türk halkı bu kadar çok parayı sosyo ekonomik olanağı görmediydi ancak bu kadar da batıp çıkmadıydı! Pahalılığı CTP dönemindeki kadar yaşamadıydı. Siyasi görüş ayrılıkları bu iktidar dönemindeki kadar keskinleşmediydi. Sendikalar başkaldırısı şu dört yılda böylesi “moda” olmadıydı, falan…
Bu dönem de tutun ki CTP sayesinde “deldi geçiyor!” İşimize bakacağız ya, hangi işimize? Çünkü hiçbir dönemde “işler” bu kadar alengirli de olmadıydı. Tutun ki bizim için bir ömür, yeni nesil için 1974’lerden bu yana geçen otuz dört yıl. Ve hâlâ var mı bir babayiğit çıkıp da desin ki, “işte yarınlarımız budur!” Ne kader ama!