İnandırmaya çalışmak da kandırmaktır. Herkesi kör, sağır ve budala esamesinde gördüğü için! Oysa politikacının sermayesidir, inandıracak ki kandırsın! Hadi itiraf edelim. Bizim yaptığımız da budur, yazıp söylediklerimiz de. “İnandırmak” üzerine kurduğumuz senaryolarda “işte doğrusu” diyerek lafazanlık da vardır, lafazanlıkları pekiştirmek uğruna kırık dökük bigileri ortalara sermek de… Yutturursanız ne alâ, duayen de olursunuz üstat da!
Ancak politika cephesinde böylesi kandırmacalarla yutturmacalar “vahim” oluyor çünkü milleti götürüyor!
VAKTİ ZAMANINDA KOLAYDI: Dilinize “milli” kelimesini yapıştırır, yakanıza Atatürk rozetini takar, “milliyetçi ve Atatürkçü” oluş iddiasını hamaset nutku haline getirir, kandırırlardı…
Ki o dönemlerde Kıbrıs Türk halkı kalebentti. Dünyayı görüp tanımak ne kelime, yanıbaşındaki Türkiye’ye uğramak bile yaşamın tarihi olayı olurdu…
Sonra kapılar açıldı, Türk’ün bir ayağı Güney’de bir ayağı Kuzey’de, görüverdi o tarafı. Ve sordu: “Neden öbür taraf şöyle de bizim taraf böyle” diye. Sonra insanlar ayda beş on lira taksitlerle ve binlercesiyle Avrupalara uçuverdiler. O ülke insanlarının bile göremedikleri yerleri tur gezileriyle görüp yaşadılar, dünyayı tanıdılar. Çağdaşlığa, düzene, hukuğa, doğaya, yaratılan güzelliklere ellediler. Ve dünüp KKTC’ye geldiklerinde hayıflandılar. “Neden öyle değiliz.”
Gelecekleri için çocuklarına özel dersler de aldırttılar, onları okuyup daha bir adam olsunlar diye Avrupalara Amerikalara da yolladılar. Sağlık için sağlık sistemi aradılar, Turizm için turist. Tarımda hayvancılıkta üretimle bereket umdular, su istediler, ilgi beklediler. Sanayici iseler ihracat yapmayı gözlediler. Esnaf zanaatkârlar daha iyi yaşam özlemlerinde ticari istikrar aradılar. Ve külliyen insanlar vaad edilen çözümü, AB üyeliğini arzuladılar…
TALİHE BAKIN: Bir zamanlar Milliyetçilikle Atatürkçü’lüğe sığınarak kandıranlarla yutturanlara nazire bu kez karşılarında, kendi başarılarının eseriymiş gibi değişen yaşamlarla gelişen görgülerin yarattığı büyük değişime sahiplik koyan bir Hükümet buldular. “Yaptık, ettik, değiştirdik, ulusal geliri on bin dolarlara diktik, kapı önlerine dizi dizi arabalar koydurttuk, reformlarla yeni bir Kuzey yarattık, Rum’un mülkünü emrinize amade kıldık, görüşmeleri başlattık, AB kapılarını açtık, TC hükümetinin iltifatlarına mazhar olduk…” diyen bir Hükümet.
İŞTE ŞİMDİ BU HÜKÜMET İNANDIRMAYA ÇALIŞIYOR Kİ Kıbrıs Türk halkı sayelerinde gördü bugünleri! Oysa Türk halkının gördüğü Güney’dir, AB ülkeleridir, Amerika’dır. Düzenler, hukuğun üstünlüğü, insan unsuruna verilen değerlerdir. En büyük suçun yalan olduğudur…
Fakat ne diyor CTP-ÖRP hükümeti? “Bugünleri görmüşseniz sayemizde gördünüz.” Vaz geçin bu iddiadan! Halk dünün kapalı toplum yapısından kaçınılmaz siyasi koşullar değişiminde, siz de o değişime kaçınılmaz zorunlukta araç oldunuz. Dışa açılan kapıdan birlikte geçildi. Sonra döndünüz artık kendini dünya ile kıyaslayan bu halkı, vaad ettiklerinizi verememekten ve Devleti iflasın eşiğine getirmenizden dolayı “kurtaracağım” diyerek 1974 öncesine çekmek istediniz! Oysa asıl kurtarmak istediğiniz iktidarınızdır!
Dolayısıyle bu halktan otuz yıl öncesinin “fedekârlıklarını beklemek, hazine battı anlayışlı olun demek, onca yıl biz verdik şimdi siz verin” önerisinde bulunmak abese işgaldir!
KISACA: Öncekiler “milli Atatürk” diyorlardı, siz çözüm AB diyorsunuz. Gelip giden hükümetler açısından değişim ve ilerleme sadece bu kadar oluverdi işte!