AKPM’de Sn. Talat’a Türkçe konuşma fırsatı verilmesi gibi olumlu bir politik kazanıma sevinemedik çünkü beraberinde yığınla olumsuzluğa mahkûm edildik. Mesela Talat’ı cemaat lideri esamesine düşürmekten tutun da boş salona konuşmak zorunda bırakılması gibi.
Oysa Başbakan Soyer’den hatırlarız. Almanya ile hatırı sayılır ilişkiler içindeydi. Hatta diyordu ki “Almanya tamam. Geriye Fransa ve Avusturya kalıyor, oralara da uzanacağız.”
Derken ne gördük ama? Cemaat lideri sıfatlı Talat’ın, bomboş salonda konuşmak durumunda bırakılması ve AKPM’de onaylanan, bırakın “olumsuz” demeyi resmen Rum yanlısı Kıbrıs Raporunu.
Hani Almanya? Hani İtalya, İspanya? Ki bunların sandalye sayıları ötesi AB ülkelerini katlar. Hem Rapor’a onay verdiler hem de Talat konuşurken salona girmediler!
TEPKİLERE BAKALIM: Sn.Talat Raporu, “tadı bozuk, yenecek pilav değil” diyerek ironinin parantezine sokup “zaten dengesiz olduğu için uygulama şansı da yoktur” hükümüne bağladı ama karar 1629 numara ile onaylandı, kalıcılığa çakıldı! Bundan sonrası için Rum’un tepe tepe kullanacağı bir politik koz haline geldi.
Hayret ama. Rum bu Raporu da beğenmedi! Kısaca daha sert daha kendilerinden yana olması gerektiği için! Talat’ın konuşmasını ise hiç beğenmediler!
HAVAYI KOKLUYOR MUSUNUZ: “Sonun başına gelindiğinin” kokusunu duyuyor musunuz? Hristofyas’lı Rum için siyaset rüzgârları böyle esiyor. BM’ler Güvenlik Konseyine gitmesi gereken iki rapor sırf içinde Türk’ten yana bazı maddeler var diye kadük hale gelirken, AB ise üyesi olan Rum’a kıyak çeken Raporu onaylıyor!
Olanlardan sonra nasıl bir Türk tutumu beklerdiniz? “Öyle değil böyledir, oldu olacak gelin Hristofyas’la siz görüşün çünkü artık bu görüşmelerin ne Gambari sürecinin lafzına uygunluğu kaldı ne de BM’ler gözetimindeki ciddiyeti” denilerek en azından bir politik rest çekilmesini değil mi?
Hayır. Tam aksine Talat, “Rapor görüşmeleri etkilemez” diyor! İnsaf da dinin yarısıdır. Eğer bu AB raporu görüşmeleri etkilemeyecekse etkileyecek olan başka ne gibi kararlar alınması bekleniyor ki?
Eğer deniyorsa ki “Cami ne kadar büyük olursa olsun imam bildiğini okur,” ehh, hadi kabul edelim! Fakat hiç olmazsa “görüşmelerden umutluyum” demeyin, halkı kandırmayın!
DİYELİM ve bugün Pazar ya, “işte halk, işte politikacı” çağrışımına koyacağınız bir fıkra anlatalım: 2. Dünya Savaşı sırasında radyo’da bir konuşma yapacak olan Churchill bir taksiyle stasyona gitmiş, şöföre de “beni burada yirmi otuz dakika bekle geri döneceğim” demiş. Şöför karanlıkta Churchill’i tanıyamıyor ya, “malesef efendim demiş, ben hemen eve gidip Başbakan’ın konuşmasını dinleyeceğim.” Churchill bu tutuma bayılmış çıkarıp peşin peşin beş sterlin bahşiş vermiş. Şöför parayı cebine koyarken, “S…et başbakanı demiş, ben sizin emrinizdeyim efendim!”