Peşinen anlaşalım: “Başkalarından bana ne, önce ben kendime bakarım” diyen insan doğrunun doğrusunu söylemektedir, çünkü doğrudur. İnsan önce kendi için yaşar, kendi çıkarını korur, kendi hayatının mutluluk ve refahını sağlamaya çalışır. Felsefede yeri vardır, “artarsa” işte o zaman vatan millet için de var olur.
Gocunacak, alınacak tek yanı yoktur. Ha doğrudur. Eğer bireysel yaşamı tehdit altına girer, zümresel çıkarları ulusal sorunların olumsuzluğunda zarar görürse o zaman türlü çeşitli örgütsel bütünsellikte işte o vatan milleti kurtarmaya baş koyar ki kendisi de kurtulsun diye…
BUNLARI ŞUNUN İÇİN YAZDIM: Kaçıncıdır Başbakan Soyer hangi kez Devlette sosyo ekonomik zafiyet görünse, “anlayış özveri ve birlik dayanışma” çağrısı yapmaktadır. Sonuncusunu geçtiğimiz gün “global kriz” olarak ifade edilen şu Amerikan patentli felâket için yaptı. Ve dedi ki “bu global krizin etkilerini azaltabilmek için toplumsal dayanışmaya, anlayış birliğine ihtiyacımız vardır…”
Tabi bunu Güney’den alışveriş yapılması olayıyla da birleştirerek “eğer Güney’den alışveriş yapmak Avrupadan alışveriş yapmak olarak değerlendiriliyorsa gündeme şu soru gelecektir. Nasıl oldu da bu değere ulaştık” deyiverdi.
ŞİMDİ BAŞA DÖNELİM. Önce bu Güney’den alışveriş yapma olayını abartmamak gerek. Birey eğer öncelikle kendi yaşamsal çıkarını gözetiyorsa ve ucuzla kaliteli olan her türlü malı Güney’den satın alabilecek olanağa sahipse ve bu olanak kendisine bizzat kendi Devleti tarafından verilmişse öbür tarafın ne AB üyesi olduğunu düşünür ne Avrupa. Hristofyas’lı Rum’un Türk’e reva gördüğü mezalime de aldırmaz, gider satın alır!
Buna karşılık hiç merak edilmeye. Ne kördür ne sağır ne akılsız! Pahalıysa hele şimdilerde euro TL karşısında değer kazandığı için satın alınıp Güney’de harcanması cazibesini yitirmişse öbür tarafa gitmez, alışverişini bu taraftan yapar. Değil mi ki insan önce kendi çıkarını korur!
ANCAK: Eğer yeniden ve global krizden dolayı yakın gelecekte KKTC’yi de vurması kaçınılmaz döviz artışından kaynaklanacak büyük ödemeler açmazlarına karşın memleketin bilumum ticaret erbabı, “fırsat bu fırsattır” deyip “döviz vurdu, pahalı alıp kârımızı da gözetmek durumunda olduğumuz için pahalı satmak zorunda kalıyoruz” diyerek mevcut fiyatları yukarıya dikerse o Güney yine ucuz, Kuzey yine pahalı olarak değer bulacaktır. Nitekim geçmişte kapalı toplum ekonomisini sürdürürken de böyle oluyordu, kapılar açıldıktan sonra olagelen krizlerde de böyle oluverdi.
ŞİMDİ SN. BAŞBAKAN’A DÖNÜYORUZ: Devletin Başbakanından bu tip krizlerde elbette ki “dayanışma, birlik beraberlik ve anlayış” çağrısı çıkar.
Doğrudur da temcit pilavı gibi tekrar etmemize karşın bizzat bu Hükümet 2008’de maaşları dondurup sonrasında memleketi pahanın pahasına koyacak zam furyasıyla boğarken, o birlik beraberliğin neresindeydi?
Hazineyi eritmiş hükümet cari giderleri karşılama babında zam üzerine zam koyarak yönetimsel başarısızlığının ceremesini halka ödetirken; asıl bugünler için gerekli olan “birlik, beraberlik, özveri” beklentileri için geriye hangi “ulusal anlayışı” bıraktı ki bugün sahibi olabilsindi?
Kaldı ki şuna da inanılması gerekecektir: O birlik beraberlik, halkı her zaman her fırsatta yolunacak kaz gören “bazı” diyelim, ticaret erbabı için de geçerli olacak mıdır? Ki şu sıralarda elinde dövizi olanlar “yine voleyi vurduk” diyerek avuçlarını ovuşturmakta, dövizle borcu olanlar “yandık” diye feryat etmekte! Pekala “Ulusal dayanışma nasıl ve kimin için olacak?” Ki çok iyi biliyoruz. Global kriz vurdukta boynu altında kalıp kopacak olan yine o sabit ücretli halk olacak!