Güvendiğimiz dağlar !..
- “Güvendiğimiz dağlara kar yağdı” dedi, karşımdaki...
- “Şimdi kime güveniyorsunuz peki?” dedim.
- “Kıbrıs Türk toplumuna” diye yanıtladı!..
***
- “İyi de yönetenler Kıbrıslı Türk toplumunun bir parçası değil mi?”
Bir an durdu, düşündü...
- “Öyle” dedi, “Ama bizi yanılttılar...”
Yine sordum:
- “Alternatifin kim, hangi örgüt, hangi parti, hangi isim!.. Bana bir adres gösterir misiniz, işte bunlara güvenebiliriz diye...”
Bu kez uzun uzun düşündü...
Sonra, tarihe daldı biraz...
1970’li yıllara uzandı...
Mücadeleden örnekler verdi...
O yıllarda ‘sendikalarda’ kavga verenlerin hiçbir makam talep edemeyeceğini, sendikal kimliğini siyasi sıçrama tahtası olarak kullanamayacağını anlattı...
- “Hatta, maaşlarını devletten değil, sendikadan alıyorlardı” dedi...
Yine başa döndüm ben!..
- “Kime güvenmeliyiz” dedim, ısrarla...
Yanıt tek cümleydi...
- “Kendimden başkasına güvenmiyorum artık...”
/ / /
Nefis bir öykü
Nebraska'da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekimi için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, lakin bu çok zor bir işti.
Tek oğlu olan David ona yardım edebilirdi, fakat o da hapisteydi. Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve müşkülatını izah etti.
“...Sevgili David,
Patates bahçemi belleyemeyeceğimden, kendimi çok kötü hissediyorum.
Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti.
Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin.
Sevgiler
Baban...”
Bir kaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı.
“...Babacığım,
Allah aşkına bahçeyi kazma, ben oraya cesetleri gömmüştüm.
Sevgiler
David...”
Ertesi gün sabaha karşı saat 04:00'de FBI ve yerel polis çıka geldi ve tüm sahayı kazdılar, lakin hiç bir cesede rastlamadılar.
Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler.
Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı.
“...Babacığım,
Simdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda
yapabileceğimin en iyisini yaptım.
Sevgiler
David...”
<<BIR GÜÇLÜKLE KARŞILAŞTIĞINIZDA,
KENDINIZE BIR KAÇIŞ YOLU DEĞIL,
BIR ÇIKIŞ YOLU ARAYIN...>>
D. L. Weatherford
/ / /
Farkında mıyız?
“...Herşeyden önce böyle bir yazıyı tabii ki kimsenin kara kaşına kara gözüne yazmıyorum..
Etrafımda gördüğüm meyve veren ağaç taşlanır politikası beni ve eminim duyarlı, farkındalık hissi duyan bir çok kişiyi de üzüyordur...
Toplumumuz gerçekten etrafında olup bitenin farkında mı? Yoksa sadece görmemezlikten mi geliniyor?
Kıbrıs'ın göz bebeği Girne'nin gelişiminde,kalkınmasında Girne Amerikan Üniversitesinin önemi kuşkusuz ki tartışılmaz ancak biz bu var olanı toplum olarak nereye kadar yok saymayı başarabileceğiz ki..
Insanlarımıza iş olanakları sağlayarak, bünyesinde bulunan binlerce öğrencisiyle bölgemiz ekonomisine bir çok alanda ( resturantlar, kafeler,marketler.. v.s ) artılar katmakta..
Öğrencilerin tatil dolayısı ile adadan her ayrılışlarında bizim esnafımız değil midir İŞLER DURGUN diyen..
Peki o zaman neden taşlıyoruz ki meyve veren bu ağaçları?
Tabii ki bu tür olanakları önlerimize seren girişimciliğini,emeğini,bilgisini esirgemeyen Serhat AKPINAR'ın ve Girne Amerikan Üniversitesi'nin yoluna taş değil, yanına yoldaş olabilmek değil midir bizimde toplum olarak
görevimiz....
Not: Küçük bir istek, adımın yazılmasını istemiyorum...”
***
Şimdi fol yok yumurta yok, bu mektup nereden çıkageldi, diyeceksiniz!..
Çünkü bu köşede, iki gün üst üste başka mektuplar yayınlamıştım.
Söz konusu kurumda görev yapan ve işten ayrılan bazı insanların “sosyal menfaatleri”nin yerine getirilmediği, “yatırımlarının” eksik olduğu görülmüştü.
Girne Amerikan Üniversitesi ve Serhat Akpınar’ın, Kıbrıs Türk eğitimi ya da ekonomisine koyduğu katkı inkar edilemez...
Ama sapla samanı da karıştırmamak gerek...
Çünkü, ‘insan’a yapılan yatırım eksikse... Mutlaka ‘eksik’tir bir şeyler....
/ / /
Gülümsemek!
Çok asık suratlı bir toplum olduk... Yolda, işte, televizyonda... Tüm siyasetçiler de öyle gergin duruyor ki... Oysa ben, sevdiğim dostlarımla konuşurken, hep ‘gülümse’ diye
sonlandırırım cümleyi...
Orson Wells de 'Insanlar yalnız doğar ve yalnız ölürler. Yalnızlıklarını unuttukları tek anlar güldükleri anlardır' demişti....
Bu sözü anımsamak gerek...
Ve insanlara ‘sıkıntılarını’ ve ‘yalnızlıklarını’ unutturmak için de ‘gülümsemeli’ arada...
Kendimiz için değil sadece...
Karşımızdaki herkese ‘pozitif’ enerji verebilmek adına da...
Bu mesajımı siyasetçiler başta herkese iletirseniz, sevinirim. [K.A]