‘Kerhane’
“Döngel Karhanesi” diye bir film vardı, anımsar mısınız?
Hani ‘genelev’ sahibi bankadan aldığı krediyi ödeyemeyince, banka ‘genelev’e el koyuyor, ardından ‘fon’ yönetimine geçiyor ve ‘devlet’ bir anda ‘kerhane’ işletmecisine dönüşüyordu!..
Ahmet Uğurlu’nun müthiş oyunculuğunun yılların tecrübesi Metin Akpınar’la birleştiği nefis bir ‘siyasi - ekonomik manzara’ filmiydi bence, durum komedisinin de ötesinde...
* * *
Kıbrıs’ın kuzey yarısı son yıllarda fazlası ile ‘kerhaneler’i ile anılmakta ya....
Birden aklıma geldi...
İyi ki bizim ‘kerhanelerin’ ekonomik sıkıntısı yok şimdilik de, “devlet işletmeciliği”ne gerek kalmıyor!..
Yoksa..
Bir de ‘oralarda’ çalışanların ‘memuriyete’ geçtiğini düşününüz...
Bir de ‘sendikalaşmanın’ başladığını!..
Sahi, ‘partizanlık’ nasıl olurdu acaba?
* * *
Sonuçta devletinin ‘en tepesinde’ oturan Cumhurbaşkanı’nın eşi, bir ‘kadın hakları savunucusu’ olarak ‘isyan’ ediyor ve onca kadına yaşatılan ‘köleliğe’ karşı ‘gece
kulüpleri kapatılsın’ diye bağırıyorsa, varınız, siz anlayınız vaziyeti...
* * *
Uzun süreli ‘ara’mı sonlandırıp, yeniden ‘tiyatro’nun yolunu tuttum hafta sonu...
Çokça ‘hesapsız kitapsız’ bir ‘plan’la temeli atılmış ‘Başkent Tiyatro Projesi’ kurda kuşa yem edilir, hepimizin serveti bir köşede ‘betonlaşırken’; ve ayrıca bir ikinci ‘temel atma’ ile yeni bir “başkent tiyatro sarayı” öyküsü yazılmaya başlarken; devletin tiyatro binası da yanmış bir halde “küllerinden” yeniden doğmayı bekliyor!..
Böyle bir “tiyatro” yaşanıyor, başşehrin yönetim “perde”sinde!..
Ve beni de ayaklarım taşımıyordu işte, hayattaki piyesten bezmişliğin ruh haliyle, tiyatro sahnelerine...
* * *
Hani ‘kerhane’lerden açmıştık ya sözü...
Kıbrıs Türk Devlet Tiyatroları “cesur” bir kararla, “kerhane”yi taşıdı sahneye!..
Ana yollarımızı süsleyen bol ışıklı onca “gece kulübü” manzarası arasında, hele de “Kadınlar Günü”nün tam ardında, “cuk” diye oturdu oyun!..
Tabii, gerçek bir “sahne”den yoksun kalınca ve Atatürk Kültür Merkezi’ne sığınınca “devlet”in tiyatrosu, müziklerle replikler fazlaca geçiyor iç içe, “akustik”ten yoksun mekanda, çok da keyif vermiyor sahne...
Yine de peşinen tavsiye edeyim, her cuma ve cumartesi Lefkoşa AKM’de ‘Kadıncıklar’ oyunu ve mutlaka izleyiniz diye. (iletişim için 0392 228 71 91)
* * *
İlk gösteriminde izledim, bu nedenle oyuncuların heyecanı kimi ‘teklemeler’i getirse de, yine de o coşkuyu ve heyecanı hissetmek ayrı bir keyif verdi.
Konuşmalarda ‘telaş’ vardı biraz, ‘diyalogların’ iç içe geçtiği anlar oldu ama... ‘İlk gece’ydi, dedim ya...
İlk perde biraz durağan ve gereksiz tekrarlar, boşluklarla tempodan yoksundu; ikinci perdede tansiyon da oyunun ve oyuncuların gücü de ortaya çıktı, izleyiciyi aldı, götürdü...
Bir not: Fazlaca küfürlü bir dili var oyunun, konusu gereği de tabii... Bu nedenle, küçük çocuklarınızla gitmeyiniz ne olur!.
Keşke, girişte bu yönde uyarı olsa...
Çünkü, en ön sıralarda oyunu izleyen, onüç ondört yaşlarında bir kızımızın, nasıl utana sıkıla koltukta kaybolduğuna şahit oldum!..
* * *
Kadıncıklar!..
En zor rolü Nergül Tuncay ve Oya Akın üstlendi, ama üstesinden geldiler.
Özlem Özkaram, “Mehtap” rolüyle parladı...
Ama bence sahnedeki en ‘parlak’ isim Buğra Gülsoy’du ki, rol adı da ‘Parlak’tı, ‘Kadıncıklar’ın temposunu taşıyan ‘erkek’ oldu...
* * *
İşte böyle bir ‘oyun’du!..
Adanın bir yarısındaki ‘oyun’a benzer!..
Renkli ışıklar altındaki bir ‘pazar’...
Ve kimilerinin ‘emek vermeden’ sahip olma dürtüsü...
[Zaman sonra yeniden ‘yönetmenliği’ ile tanıştığımız Mehmet Ulubatlı’ya ve tüm K.T Devlet Tiyatroları ekibine tebrikler, teşekkürler]