“Oku da ne oldu?”
Gözlerinin içi gülen bir kızdı...
Yeni mezundu üniversiteden...
Yüzlercesi, binlercesinden biriydi...
Balkonlarında konserve kutusundan bozma saksıların sıralandığı evlerin iç duvarı, artık,
‘diplomalar’ı asardı mutlaka koynuna...
Çocuklar hepsi de ‘okumuştu’...
Mavi duvarlar, çivisi çakılmış, yeri ayrılmış bir halde beklerdi mutlaka, ‘üniversiteden’
gelecek diplomaları...
Çocukluk ve ergenlik fotoğraflarının yanı başına; hani ilk yaş günü anısı tombul yanaklı ve eksik dişli bir gülüş gibi yerleşecekti.
* * *
Çocuklarımıza yaptırmak istemediğimiz ya da layık görmediğimiz işleri, denizin ötesinden getirdiklerimize yaptırır; üzerinden de “nereden beladan geldiler” diye söylenirdik ya!..
İşte böylesi bir ‘mevsim’de, ne mutlu ki, bizimkilerin hepsi, okurdu!..
Paraya bakardı nasılsa (!)
* * *
Yeri hazırdı duvarda ‘kapı gibi diploma’nın...
Peki, hangi kapıyı açacaktı acaba?
Ev ve komşu sohbetlerinde “Bizimki falanca okulu bitirdi” havasına ve “evlatla gururlanmaya” yeterdi de...
Mutlaka ardından bir de “hesaplaşma” faslı yaşanırdı, “Bu kadar para ödedik her yıl” diye...
Bu sohbetlerin finali de genelde “Okuttuk da noldu?” diye gözleri ıslatırdı.
* * *
Gözlerinin içi gülen bir kızdı ve tüm bu anlattıklarımla yoktu bir ilgisi...
Özel bir şirket “halkla ilişkiler görevlisi” istihdam edecekti ve gazeteye ilan vermişti.
Mülakata katılacak müracaat sahiplerini sınayacak ve bu konuda fikir yürütecek heyette olmamı istediler.
İlginç bir deneyimdi!..
Çünkü tek bir ‘mülakatım’ olmamıştı hayatta!..
* * *
Gözlerinin içi gülen bir kızdı.
Güzelyurt tarafından bir köyden geliyordu.
Her gün hazırdı gelip, gitmeye!..
“Maaş konusundaki düşüncen nedir” sorusuna yanıtta, bükük bir boyunla “asgari ücret”e razıydı.
Babası güneyde çalışıyordu, annesi ev hanımıydı ve gerçekten de ihtiyaçlıydı.
Çok masum çok utangaçtı ve titrekti kelimeleri...
Ve olabildiğince samimiydi...
* * *
- Niye özel sektörde çalışmak istiyorsun?
- Başka ne şansım var ki!
- Peki, diyelim işe uygun görüldün ve birkaç ay sonra “devlet”te münhal oldu, başvurur musun, buradaki işinden ayrılmayı düşünür müsün?
Bu soruya hemen hemen tüm müracaat sahipleri “kim istemez ki devlet işini” yanıtını vermiyor, “yok kesinlikle” diyenlerin “sahteliği” de gözlerinden okunuyordu zaten...
“- Niye devlete başvurayım ki” dedi genç kız ve yine boynunu eğdi..
- “Kimimiz kimsemiz yok bizim, arkamız yok, torpilimiz yok, istesek de almazlar zaten..”
İşte beni sarsan ve yüreğimi acıtan da buydu...
& & &
CEHENNEM
Uzun süre, Türkiye’den gelen öğrencilerin trafikte ‘dikkatsiz araç’ kullandıklarından şikayet ettik!..
Hatta, o dönemki plakaları nedeniyle “ZZ”ler korkulu rüyası olmuştu, ahalinin!..
Son dönemlerde, bu kez, gelen öğrenciler oluyor pekçok kazanın mağduru...
Sonuçta gencecik insanlarımız, çocuklar, ya da yaşı ne olursa olsun ‘yaşamlar’ sönüyor yollarda...
Çoğunlukla alkol, sürat, dikkatsizlik.
Çoğunlukla sorumsuzluk...
Yazık..
Çok yazık...
Ve korkar olduk yollara çıkmaktan...
* * *
Bu kadar küçük bir coğrafyada...
Bu kadar çok araba!..
Bu kadar çok nüfus!..
Bu kadar başıboşluk...
Ve hissedilmeyen bir ‘otorite’...
* * *
“Cennet ada”ydık bir zaman...
“Sorumsuzluk cehennemi” olduk giderek.... Acıya boğulduk...
& & &
PANO
Kimi marketler daha açık!
Biri yer, biri bakarsa, kıyamet ondan koparmış!.. Pazar günü telefonlarım susmadı, özellikle de Girne’den!..
Israrla marketlerini açanlar var, eğer ‘devlet otoritesi’ kendi aldığı kararı uygulatamayacaksa -ki kapatmaya yetkisi var, itirazı olan mahkemeye gider, sorun orada çözülür- bu ‘kriz’ bitmez...
Erdener Market ve Bektaş Market’in açık olduğunu söyleyen yurttaşlar ve market sahipleri, “ne olacak bu işin sonu” diye soruyor.
Bu ‘pazar’ı da bekleyelim bakalım!
& & &
BİRAZ DA GÜLELİM
İki komşu
İki komşu kadın hafta sonu kocaları olmadan yemeğe çıkmışlar.
Yemekten sonra bara falan derken sabaha doğru iyice sarhoş eve yürümeye başlamışlar. Iyice sıkıştıklarını farketmişler AMA etrafta tuvalet falan bulamamışlar. Bir mezarlığın yanından geçerken biri
- Hadi şurada yapalım kimse görmeden_!
Başka çare de yok, korka korka girip bir kenarda işlerini bitirmişler.
Temizlenmek için bir şey bulamadıklarından biri külodunu çıkarıp kullanmış, diğeri eve böyle dönemem diye oradaki çelenklerden düşmüş bir bandı alıp kullanmış.
Sabah kocalardan biri uyanıp karısını donsuz olarak sızmış görünce telefona sarılıp öbürünü aramış:
- Yahu biz fena boynuzlandık galiba. Karım eve sabaha karşı ve donsuz olarak dönmüş...
- Sen gene iyisin , bizimkinin kıçına 'seni asla unutmayacağız' diye bir de kart yapıştırmışlar..