Kahramanlığın ucuzu, pahalısı
Hani “toplumsal yozlaşma”dan söz etmiştim...
Aslında bu yazıma ‘ilham’ kaynağı olan, bizzat okur tercihlerinin kendisiydi...
Çünkü ‘çözümsüzlük’ ve ‘kötü yönetim’ dahil, onca seçenek arasında, insanlar “toplumsal yozlaşma”nın en önemli sorun olduğunu söylüyordu...
* * *
Bir okur, -ki açık ismini yazmıyor- “ucuz kahramanlık”la suçladı beni!..
Kahramanlığın pahalısı da böyle “peçeli” yani “ismi örtük” çıkışlarla oluyormuş demek!..
Şöyle diyor okurumuz:
<<... Toplumsal yozlaşma konusunu yaratan siyasilerdir. O zaman yarın bir manşet atın ve isim isim yazın kimler üçlü kararname ile müdür oldular ve maaşlarının gerçeğe göre düzenlenmesini önerin. Öncülük yapın: Hasan Hastürer, Muharrem Faiz, Fevzi Derat, Hatice Düzgün,Niyazi Okutan vb. bunlar da derhal öğretmenlik yaptıkları yıllar kadar maaş alsın. Bunun öncülüğünü yapın sizi tebrik edeyim. Yoksa böyle genel yazılarla bu iş olmaz. Bu mesajımı yayınlamayacaksınız ama olsun. Bilin ki ucuz kahramanlıklara karnımız tok. Bu bana yeter...>>
* * *
Bu satırların yazarı, kaç kez benzeri konuları gündeme taşımış ve önermeler yapmıştır, hesabını tutamıyorum artık...
Bir kez daha diyorum:
- Siyasi mevkiler yaratmaktan vazgeçelim. Sorumluluk üstlenenler ‘partilerin’ değil ‘toplumun’ müdürleri olsun... “Üçlü kararname” saçmalığı ile göreve gelenler yani “siyaseten” görevlendirilenler, “Aman beni görevden alsalar da bir an önce oturduğum yerden bir ömür boyu maaş çeksem” anlayışından arındırılsın. Ve “üst kademe yöneticiliği” yapacak “kamu” çalışanları bilsin ki, bu “toplumsal” görevi tamamlanınca eski işine ve maaşına geri dönecek, yani üretmeye devam edecek... Görev kabul ederken de bu bilinçte olacak; ‘yemezse’ de kabul etmeyecek!..
İşte bunu diyorum ben!..
Kim bilir kaçıncı kez...
Yazmak dışında da yapabileceğim bir şey yok...
Ama şuna da dikkatinizi çekmek istiyorum...
Bugün ‘üst kademe yöneticiliği’ yapanların ya da geçmişte bu görevlerde bulunan, şu anda ‘müşavir’ olarak ‘en tepeden’ maaş çekenlerin neredeyse dörtte üçü “sendika” kökenli, fark ettiniz mi?
İşte “toplumsal yozlaşma” biraz da bu!..
Topu “siyasi yönetim”e atmakla “sıyrılamıyoruz” işin içerisinden...
* * *
Ha dahasını da söylüyorum...
Hiçbir istihdam “iki dudak” arasına terk edilmesin...
Geçici işçi, geçici memur, sıfır üç vs...
Böylesi “partizanlığa açık” kadrolar tamamen çıkartılsın mevzuattan...
Ya “kadrolu” ya da “sözleşmeli” istihdamlar yapılsın ama insanlar yarışarak ve bilgisine, becerisine göre iş sahibi olsun!..
Fırsat eşitliğiyle, adaletle iş sahibi olsun!..
Ama bu yönde ‘akıl satanlar’, gün gele kendileri de ‘partizanlık’ yani ‘ayrıcalık’ talep etmekten vazgeçsin...
* * *
Ha bunun yöntemi ne olur, nasıl bulunur, “ortak akıl” ve en önemlisi “ortak güven” nasıl yaratılır, sorun orada...
Yolu, yöntemi var elbette!..
Komisyonlar kurulur, düşünce platformları oluşturulur, beyin fırtınaları yapılır, dünyadaki örnekler incelenir ve ‘son karar’ verilir...
Böylece hiç kimse ve hiçbir iktidar “devlet işi” silahını “oy unsuru” gibi görmez, “siyasi istismar”a çevirmez; ‘siyasetçiler’ de “iş bulma kurumu” olmaktan kurtulur, yurdu için projeler üreten kişilere dönüşür...
* * *
Daha ne diyeyim ha!..
Daha ne diyeyim?
Söyler misiniz!..
/ / /
Talat’a... Hristofyas’a...
‘Barış’ için başlayınız... Ve bitiriniz
Kötü bir barış ister
İyi bir savaştan çok
Ayağını kaybeden
Asker
İyi bir savaş ister
iyi bir barıştan çok
Maaşını kaybeden
Asker
Ve
Canım
Her barışın şerefine
İki kadeh içmek ister
Naci Kasapoğlu