Tarifsiz acılar yumağında
Çok zor bir durum...
Acı öylesine büyük, olay öylesine dramatik ki!..
Bir genç, 20 yaşında sadece, uzun yıllar yaşadığı Almanya’dan gelmiş ve inatla Kıbrıs’a tutunmaya çalışıyor...
Yine Kıbrıs’a okumak, üniversite mezunu olarak ailesinin yanına dönmek, gençliğin tüm güzelliğini doyasıya yaşamak için Türkiye’den gelen üç gencin sonu oluyor... Bir genç, yaşam savaşı veriyor, ‘beyin ölümü gerçekleşti’ denilen bir tıbbi sonuçta...
Ne söyleseniz, kendinizi ifade etmeniz mümkün değil, hele de acıyı yüreklerinde hissedenler için...
Bu bir trafik kazası...
Bu kazada ismi anılanların hiçbiri, bir gün öncesinde, hatta birkaç saat, böylesi bir “acı son”u yaşamak istemezdi, hayal etmezdi, düşlemezdi asla...
Ama ne yazık ki, yaşam, bir saniye dahi geriye sarılan bir film şeridi değil ki...
* * *
20 yaşındaki genç kızın ‘sürücü koltuğu’nda yer aldığı trafik kazasında, hayatta kalan tek ‘can’ olması ve ‘sorumlu’ olması olaydan,
daha da ‘dramatik’ duruma getiriyor olayı...
* * *
Melisa’nın, yani sürücü koltuğundaki genç kızın babası geldi dün, ziyaretime...
Bir gazeteci için bundan daha sıkıntılı,
bundan daha zor bir durum
olamaz.
Kızı, ameliyatlı bir şekilde ve sedyede götürüldüğü cezaevinde, doktor kontrolünde...
Gözyaşı döküyor karşınızda...
“Kızımı da öldürün, o zaman bu acı ortadan kalkar mı” diyor!..
“Yargının vereceği karara saygılıyız ama ne olur toplum yargısız mahkum etmesin” diye adeta yalvarıyor...
“Uyuşturucu kullanıyor dediler, çok zengin olduğumuzu söylediler, niye bunlar yazılıyor, bunların hiçbiri gerçek değil; 20 yaşındaki bir çocuğun her gün öldüğünün farkında değil mi kimse” diye hıçkırıyor...
Ne söylersiniz siz olsanız...
Nasıl girersiniz konuya...
Dinliyorum...
Bir yanda, çocuklarını ve arkadaşlarını kaybeden ailelerin, gençlerin acısını hissederek ve ürpererek tüylerim.
Öte yanda, 20 yaşındaki bir kızın şu an içinde bulunduğu ‘travma’yı hayal ederek...
Ve babayı gözleyerek, gözü yaşlı...
Ne kadar uğraşsam da, kelimeler
düğümleniyor boğazımda, çıkmıyor dışarı...
Dinliyorum...
‘Bu acıları hiç kimse yaşamasın bir daha” diye teselli bulmaya çalışarak sadece...
Öylesine zor ki....
/ / /
‘KKTC Pasaportu ile Türkiye’ye giremedim’
Bu mektup ve bizlerle paylaşılan tecrübe, son derece önemli!..
Kim alıyor bu kararları? Nasıl alıyor? Niye kimseye bir açıklama yapılmıyor?
Şimdi merak ediyorum, bu satırların ardından, bir ‘yetkili’ iki kelam laf edecek, bize, eğer varsa yeni bir düzenleme bunu anlatacak mı?
* * *
Sevgili Cenk Mutluyakalı,
Eğitim konularıyla ilgili birçok konuldan köşenizde söz edildiğinden, bugün yaşadığım bir olayı sizinle paylaşmak
istedim. Uçağımız bugün Ingiltere’den, Izmir üzerinden Kıbrıs’a gidecekti. Tatil amaçlı olarak arkadaşım Beliz’le birlikte Izmir’e indik. KKTC pasaportlarımızla giriş
yapmaya çalıştığımızda bize nereden geldiğimiz soruldu. Ingilitere’den deyince, bizden Ingiliz pasaportumuz istendi. Normal olarak verdiğimiz pasaport, Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu oldu. Buna karşılık olarak ‘Biz bu pasaportu tanımıyoruz, yeni yasa çıktı ve bize söylenilen Rum pasaportuyla gelen Kıbrıslı Türkleri geldikleri uçakla geri
göndereceksiniz’ denildi. Anlaşılacağı gibi gayet laubali bir sohbetin ardından KKTC pasaportu ile giriş yapamayacağımızı ve Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportu için de 25 YTL’lik vize almamız gerektiği söylendi. Böylesi bir karmaşa yaşadıktan sonra da mecburen vizelerimizi aldık ve KKTC’ye de aynı şekilde Kıbrıs Cumhuriyeti pasaportumuzla gireceğimizi, KKTC pasaportuyla Türkiye’den çıkış
yapamayacağımızı öğrendik.
Bu olaydan çok fazla rahatsız olduğum ve gündeme gelmesini istediğim için size yazdım. Ilgileneceğinizi umar, kendi ülkeme girmek için ülkemin pasaportunu
kullanmaktan mahrum bırakılmak
istendiğimi bildirmek isterim. Yazılarınızı okumaya devam edeceğim.”
Teşekkürler
Sevtap GÜVENLI
Essex Universitesi/ Ingiltere
/ / /
PAZAR / Virüs
Ne yapsan ne etsen
Bahardı...
Masmaviydi bir uçtan bir uca...
Hem gökyüzüydü, hem deniz...
Olabildiğince ‘özgürlüktü’ kavgası.
Ve sınırsız bir heyecandı...
Aşk dediğin de bahara doğmuş bir bebekti aslında...
Bir ağladı mı, kolay kolay susmazdı...
* * *
Bahardı...
Nisan yağmurlarını anımsatsa da hep, yine de önce çiçekti badem dalında....
Sonrasında, fazlasıyla gizemdi...
Ve ‘kısa sürmedi’ şarkıya inat...
Hem beyazdan kaçan bir kızıl...
Hem dudaklara hasret bir esinti oldu, gecenin kimsesiz karanlığında...
* * *
Bahardı...
Yeniden doğuşu gibi tabiatın, tenlerde gezinen coşkulu ve ıslak bir rüyaydı...
Bir ‘militan’dı duygu savaşında...
Ve ‘kelepçesiz bir yürek’ kavgasında, sığındığı bir çift göz değildi sadece, kocaman bir kucaktı...
***
Dile tat veren sırtı, limonlu dondurma kıvamıydı....
Ve ‘çiçek macunu’ ayrıcalığındaydı, öpüşleri...
Hep derdi ki anam, “çok zahmetlidir bu”...
Yani, “en kıymetlisine” saklanırdı.
Meyveden önce açan çiçekti çünkü...
Biraz ışık, biraz çiğ damlasıydı özü...
* * *
Ve sonrasında...
Biraz dudak...
Biraz bacak...
Az çok göğüs...
Çokça kalça...
Ama en fazla da ‘yürek’ti, bahara doğan aşkın tam ortasında...
***
Masmaviydi bir uçtan bir uca...
Özgürlüğüydü sevdanın...
‘Sevmek’ dediğin de ‘hücre’ye sığmayacak kadar isyankar bir huzmeydi aslında...
Ne yapsan ne etsen, ‘kilitli dünyasından’ dışarıya sızardı....
/ / /
BİRAZ TEBESSÜM
Ufo geldi!
Köylü karı-koca harmanda çalışırken birden yanlarına bir UFO iniyor ve içinden uzaylı bir çift çıkıyor.
Köylü çifte yaklaşıp uzaydan geldiklerini ve dünyadaki yaşam hakkında bilgi sahibi olmak istediklerini söylüyorlar. Köylü çift de evlerine davet ediyor, uzaylıları...
Derken, merak bu ya!..
Kadın da adam da ‘uzaylı’yla yatmak ister...
Nasılsa sabah olunca çekip gidecekler, karı kocanın da böyle bir ‘fantazi’ kalacak yanına...
Sabah olur kahvaltıyı yaparlar ve
uzaylılar hemen araçlarına binerek
kaybolurlar. Bizim dünyalılar baş başa kalır.
-Eee be garı nasıl geçti?
-Kıskanmak gücenmek yok ama
-Tamam yahu yok birşey demem
-Vallahi be herif yattık adam bir çıkardı, sigara gutsilisi kadar bişey, duddu beni bir gülme, ne gülüyorsun dedi, dedim gendine çok küçük,
bizimkiler böyle değil, yaa öyle mi dedi sol kulağını çekti birden uzadı, kurşun kalem gibi
ince de uzun oldu, ben gene güldüm, dedim çok ince bizimkiler kalındır, sağ kulağını çekti
kalınlaştı bir mal oldu vallahi seninkini iki keserdi, ne yalan söyleyim ben çok zevk aldım.
Kadın daha lafını bitirmeden bizim dünyalı kafasını iki yana sallayarak;
-Anasını sattığımı uzaylı karısı, demek onun için sabaha kadar kulaklarımı çekip durdu.
[tahsin kaya’ya teşekkürler]