Komutanın ziyareti
Türkiye Cumhuriyeti Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ın adaya ziyareti önemliydi...
Öncelikle ‘zamanlama’ hassastı!..
Çünkü, Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik uzun süre ‘tıkanan’ görüşme süreci ve azalan umutlar, bir anda yeniden canlanmış, iki toplum lideri “kapsamlı müzakereleri başlatma” kararıyla bir araya gelmişti.
Teknik komiteler kuruluyordu.
Kıbrıs’ı bölen en eski barikatlardan Lokmacı’nın yeniden açılması için ilk adımlar atılmıştı.
Ve böylesi bir gündemde, özellikle Kıbrıslı Rum liderliğinin ve toplumunun, Kıbrıs’taki “ana sorun” olarak dile getirdiği Türk ordusunun en tepesindeki ismi, adaya ziyarete geliyordu.
Hem de Türkiye’nin de olabildiğince ‘karışık’ ve ‘gergin’ olduğu bir dönemde...
* * *
Doğrusu, Orgeneral Büyükanıt’ın tüm ziyaret ve söylemlerindeki sağduyu ve özen,
gözlerden kaçmadı.
Olabildiğince sempatik ve güler yüzlüydü...
Ziyaretiyle kimseyi germedi, moral verdi, moral buldu.
Siyasi mesajlardan uzak durdu.
Polemik yaratacak fırsatlar vermedi.
Kıbrıslı Türk liderliği ve Türkiye’nin izlediği ‘çözüm vizyonu’ ya da ‘siyaseti’ne ters
düşecek imalarda dahi bulunmadı.
Kıbrıs’taki en çetrefilli konular ve ‘çözüm modeli’ üzerine istismar edilebilecek cümleler
kurmadı.
Mülkiyet, toprak, devlet, egemenlik gibi ‘görüşme masası’nı zora sokacak konulara girmedi.
Kıbrıslı Türklere hayranlığını dile getirdi.
Uluslararası propaganda ağında dolanan ‘işgalci ordu’ profilinin tam aksine, “barışı gözetleyen ve bekleyen” bir komutan hassasiyetinde oldu.
Türk askerinin adadaki varlığından söz ederken de “çözüme, barışa kadar” vurgusunu yapmaktan kaçınmadı.
Belki ‘kişisel’ fikirleri, düşünceleri, hassasiyetleri farklı da olabilirdi ama temsil ettiği kurumu ve diplomasideki hassas dengeleri göz ardı etmedi.
Bir anlamda, Kıbrıs’ın kuzeyi ve güneyindeki ‘uç’ unsurları ‘hayal kırıklığı’na uğrattı...
Çünkü, orgeneralin “sert söylemeleri” için pusuya yatmış bekleyen, siyaset yelpazesinin farklı noktalarında nice ‘sivri’ vardı...
* * *
Komutanın bu tavrı Kıbrıslı Türklerin ‘saygısını’ kazanırken; Türk ordusunun en tepesindeki isme yakışan da buydu.
/ / /
EMEKLİ BÜYÜKELÇİ YALIM ERALP’i DİNLERKEN
‘40 mil öteye kendi ülkeme sesleniyorum. Kıbrıslı Türklerin her işine karışmayınız’
Evet, kendi ülkesine seslenen ve “40 mil öteye sesleniyorum” diyen, Yalım Eralp...
“Burada, Türkiye’den daha iyi işleyen bir demokrasi var. Kendi ülkem, Kıbrıslı Türklerin her işine karışmayınız...”
Emekli büyükelçi olmasının yanısıra, diplomaside de bir duayen...
Ve Kıbrıs sorununu çok iyi bilen bir isim...
Dün akşam, CTP’nin düzenlediği “Yeni Dönemde Kıbrıs, Türkiye ve AB” başlıklı konferansı, öylesine tadımlıktı ki...
Elbette, ayrıntıları yarın yansıyacaktır medyaya...
* * *
Yalım Eralp, “Kıbrıs’ta 40 yıldır yoğurdu üfleyerek yemeyi öğrendim” diyor ve ekliyor, “Yeni süreçten umutluyum ama ihtiyatı da elden bırakmıyorum...”
Ve diyor ki:
“Kıbrıs Türk tarafının çözüm isteği ve iradesinden hiç kuşku duymuyorum. Birleşmiş Milletler kararı olan ‘iki kesimli ve iki toplumlu bir federasyon’ yerinde duruyor, şimdi önemli olan bunu kağıda dökmek...”
Peki Annan Planı?
“Annan Planı referandumu için çok geç kalındı. Bu nedenle diyorum ki, bence
birinci plan son plandan daha iyiydi. Orada Avrupa Birliği ile paralel bir süreç vardı. Referandumda Kıbrıslı Rumlar niye kabul etsindi? Havuç yenmişti, yani Avrupa Birliği üyeliği cepteydi. Sopa da yoktu, yani reddedince bir cezaları olmayacaktı... Tabii şimdi durum farklı. Şimdi bir Kosova sendromu var ortada...”
* * *
Yalım Eralp’e göre Kıbrıslı Rumların en hassas olduğu konu, “askersizleştirme”...
- “Bunun çözümü belli. Eğer Türkiye, Avrupa Birliği üyesi olursa, askersizleştirme hayata geçer. Türkiye’nin de üyesi olduğu Avrupa Birliği içerisinde, Kıbrıs’ta garanti
sistemine de gerek kalmaz.”
* * *
Ve “taviz” konusu!..
- “Türkiye’de taviz dendi mi bu bir olumsuzluk kabul ediliyor. Halbuki, ben evliliğimde eşime birçok taviz veriyorum, bu, birlikte yaşamanın şartıdır. Elbette taviz vereceksiniz. Önemli olan onun karşılığında yeni bir kazanım elde etmektir...”
Eralp’e göre Annan Planı ‘yazım’ olarak yok ama ‘ruhu’ masada...
Ve hep olacak...
Şu tavsiyeyi yapıyor: “Müzakerede ‘Ama Annan Planı’nda böyle yazmıyordu’ demeyiniz lütfen... Yaratıcı olunuz... Taviz vermekten korkmayınız, onun karşılığında yeni kazanımlar elde etmesini biliniz...”
/ / /
Gene ‘Çağlayan’
Çağlayan Parkı’nın ‘Ankara’ ile anılması üzerine çok yazdık, söyledik. Sevgili Mutlu Azgın farklı bir pencereden baktı.
...<<50 yıllık Çağlayan’ın adı mı battı, diyorsunuz. Oysa Çağlayan ismi değişmedi ki!.. Değişen, Lefkoşa!.. Yani ‘Lefkoşa Çağlayan Parkı’ yerine, ‘Ankara Çağlayan Parkı’ oldu!.. Çağlayan yerinde, Lefkoşa değil!.. Yani değişen Lefkoşa, esas tehlike de bu zaten...>>