PANO
Ve İstanbul’dayım. Yine bir MEDYA FORUMU… Kıbrıslı, Yunanlı ve Türkiyeli gazeteciler bir kez daha ‘KIBRIS’ı kurtaracak, yine medyayı konuşacağız. Salı akşamına kadar İstanbul Taksim’den yazacağım sizlere…
İstanbul’da günlük güneşlik bir hava!. Taksim’de kalıyoruz ve “kan” yok!.. 1 Mayıs’ın izleri silinmiş bile… Ne mutlu ki, Cumhurbaşkanı ve Başbakanı’nın da işçiyle birlikte meydanlara indiği bir adada yaşıyoruz.
1 Mayıs mitingi her zamankinden daha kalabalık oldu. İlla ki ‘karşıtlık’ ve ‘inat’ mı gerekiyor yani. İşçi Bayramı’nda, sabahın güneşinde, Kuğulu Park’tan Sarayönü’ne yol alan kalabalığı son 10 yıldır böylesine çok görmemiştim hiç!
Askerlik Yasa Tasarısı… Çok şikâyetler alıyorum. Pek çok insanın sıkıntısını çözmüyormuş. Yani insanımız bu değişikliğe rağmen, birkaç haftalığına dahi adaya gelemeyecek; sevdiklerine uzaktan bakmaya devam edecekse aman dikkat!.. Cumhurbaşkanı Talat lütfen onaylamadan önce ilgili çevrelere kulak versin!.. Özellikle de İngiltere’de yaşayan insanlarımıza.
/ / /
‘Bu mantık bizi yarına taşımaz’
Başbakan Ferdi Sabit Soyer’le sohbetimizi aktarmıştım sizlere, önceki gün!..
Siyasetteki kirlenmeyi ele almış, “Öyle satılmışlık iddialarıyla siyaset temizlenmez; ya iddialarını ispat edecekler ya da samimiyetle anayasa değişikliği için masaya oturacaklar” demişti..
En önemlisi de İskele milletvekili Alanlı’nın istifasında “parti içi hesaplaşmaları” gündeme getirmişti.
Başka neler konuştuk Başbakan Soyer’le!..
* * *
TDP’ye ve kimi örgütlere
<<… Trampet çalarken arkasında yürüyenler de ‘uygun adım’ giderler!.. Ama bir süre sonra kaldırımda yürüyenlerin adımları da trampetin vuruşlarına uyar. Sol sağ sol sağ, uygun adım yürümeye başlarlar… Şimdi çok ilginçtir, malum çevreler çözümsüzlük yönünde trampetler çalmaya başladı yine. Hayretler içinde kaldım ki, kimi kaldırımda yürüyenler de aynı tempoya ayak uydurdu. Mesela TDP de açıklama yaptı ve “Cumhurbaşkanı Talat’ın görüşme yapmaya yetkisi yoktur” dedi… Kimileri de teknik komiteleri tartışarak trampet sesinin ahengine uymaya başladı… Tüm bunları dinleyince üzülüyor insan…>>
‘Değişim’ sancısı
<<… Değişim sürecinin çok daha sancılı olacağını tahmin ederdim. Çünkü bizde tek yol reform, tek yol devrim diyen kimileri, sonra “ama benim ohtoya kadar” diyerek meseleyi bağlıyor. Kimileri kendi durduğu noktadan öteye reform ve değişim istemiyor. Avrupa Birliği standartlarına çok da hazırlıklı değiliz. Eğer bugün çözüm olsa ve hemen yarın Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti iki tarafın siyasi eşitliğinde kurulsa…. Ne olacak? Örneğin emekli yaşı 63 olacak!.. Güneyde böyle, Avrupa Birliği standardı bu!.. 50 yaşında emekliliği kimse kabul etmez. Ama şimdi Avrupa Birliği’ni savunan herkes, niye böylesi değişimleri desteklemiyor. İlla ki bir başkasının bizi mecbur etmesi mi gerekiyor. Avrupa Birliği standardı olunca tamam ancak biz söylersek emek düşmanı oluyoruz… >>
Bir maaşa üç beyaz eşya
<<… 2003 yılında, ortalama bir kamu görevlisi, maaşıyla bir buzdolabı alamazdı. Oysa bugün bir maaşıyla üç beyaz eşya alabiliyor. Bunu herkes kendi örneğinden hesaplayabilir. Bugün pek çok alanda maaşlar güneyle eşitlenmiştir. Bu yıl kamu çalışanlarına sadece hayat pahalılığı oranında bir artış yapabileceğiz. Çünkü bütçemizi bir disiplin altına almak zorundayız. Türkiye’den gelen kaynağı ne yazık ki tümüyle alt yapıya ve üretimine aktaramıyoruz. Bütçeyi bir disiplin altına almak zorundayız. Eğer tedbir almazsak, bu mali katkıyı yapanlar size bunun hesabını doğal olarak soracaktır…>>
<<… Bir kültür var memlekette. Bu kültür, buna karşı olanı dahi etkilemektedir. Kebapçı dükkânındaki çırak gibi bu koku üzerimize siniyor. Nedir bu kültür; Türkiye bize parayı yollayacak, mecburdur, çünkü biz sınır bekçileriyiz… Ve sizin de vazifeniz Türkiye’den daha fazla para istemektir ki alıp bize dağıtasınız… Bu mantık bizi yarına taşıyamaz.>>
[Yarın, biraz konuyu değiştirelim. Ama pazartesine BAŞBAKAN’la sohbetimizden pasajlar aktarmayı sürdürelim!.. Devlete giriş maaşı asgari ücret olmalı!.. “İlk seçimlerde gider misiniz?” Ve, 2010 seçimleri Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti çatısı altında mı?]