|
Yeniden!.. Çoğaltarak...
Küçük toplumlarda...
Yani herkesin birbirini tanıdığı...
Mahalleden, okul sıralarından, iş yerinden, askerlikten, kulüpten ya da partiden anıların biriktiği...
Ama sevse ya da sevmese, yoluna ölse ya da ölmese herkesin adeta bir “aile” olduğu toplumlarda...
Ne yazık ki “ikiye” katlanır acılar ve dertler de...
Ve çok daha yoğun hissedilir...
* * * İşte bu nedenle...
Yetmez “göç” ve “savaş” travması nesilden nesile taşınır... Bir de “kanser” acısını yaşarız, paylaşarak...
Trafiği... Kalp krizlerinden beklenmedik ölümleri...
* * * Hele ‘kanser’... Bir dostumuzun, arkadaşımızın, yakınımızın “kansermiş” haberini duyduğumuzda, nedense, “ölüm acısı” gibi koyar anında... Kanser, ölümle eş değer görülmüştür toplumda... Çünkü gizlenmiş, bastırılmış, şeytanlaştırılmıştır ne yazık. Çünkü hâlâ “amansız hastalık”tır pek çokları için...
Çünkü “marazını” çektiğimiz kadar “ortak” olamadık hiç, toplumsal bir bilince...
*** “Aysu kansermiş” dediklerinde de öyle acıdı içimiz...
Hem de nasıl acıdı... Ve özellikle, “Ne olur Aysu, yaz” dedim o zaman... Hem “güç” almak adına toplumdan, dostlardan, kaleminden...... Hem de dahası “güç” vermek için!.. Ve hissedebilelim diye, tenine batan her bir iğneyi... Ama sevincini de... Ama ‘gücünü’ de hissedebilelim diye...
* * * Aysu hep yazdı... Yalnız “tedavi süreci”ni yazmakla kalmadı... Gündemi takip etti, yorumladı... Yani “hayat durmadı” dedi... Ama dünkü yazısı... Gözlerimizi nemlendirmekle kalmadı... Hem “toplumsal ders” verdi hepimize, hem de “güçlü olmanın” erdemini öğretti... Ve birkez daha haykırdı, “Yaşam felsefenizi ne olur gözden geçiriniz” diye...
* * * “VE BİTTİ” diyordu Aysu ki... Aslında, “Yeni BAŞLADI” demeliydi, yaşama dört elle sarılmak adına...
- ... <<Yaklaşık 6 ay önce, bu köşeden, çok da hoş olmayan bir deneyim paylaşmıştım sizlerle. Şimdi o sürecin sonu işte! 23 Nisan\'da verilen son kemoterapiyle, tedavi tamamlandı. Bu zaman içinde en fazla uçaktan ilk adımı atıp, havayı kokladığımda iyileştim...>>
Ve şu sözcükler çakıldı beynime...
- <<... Önemli olan, herşeyiyle, hayatın içinde çoğalabilmek. Yaşanmışlıkların tüketmesine inat, çoğalıp çoğaltabilmek. >>
- <<... Sonsuzluğa odaklanmak değil, bazen kısacık anların tadına varabilmek oysa, önemli olan...>>
- <<... Her aşık, aşkı sonsuza dek yaşasın, hiç bitmesin... >>
- <<... Kimse yeni doğmuş kalamıyor hayatın içinde. Oysa herkes kendi Tanrısı, kendinin ve hayatının. Önemli olan Tanrılığını da hatırlayabilmek. Ve var kalabilmek için savaşırken, kendini yaratabilmek.>>
* * * Biliyorum, bazıları hâlâ şunu söylüyor: - Bu lanet hastalık belli olmaz... Umarım iyileşir... Umarım iyi olur... Sanki... Herhangi biri, biliyormuş gibi, iyi ya da kötü, ne zaman “göçeceğini” buralardan... Sanki hepppppp yaşayacakmış gibi... Hep dövünerek... Hep “didişerek” birbirimizle... Ve “aman ha” diye ip üzerinde yürüyerek... * * * Evet, yeniden yaratalım kendimizi hayatın içerisinde... Çoğalıp, çoğaltarak ve yaşayarak sonuna kadar... Teşekkürler Aysu... Yeniden... Anımsattığım için...
/ / /
PANO
<<… Sevgili cenk mutluyakalı, ben Barış, yanımda Hüseyin... Onunla Kıbrıs’taki son gelişmeleri tartışıyoruz ve ortaya şöyle bir soru doğdu. Sizin de bu konuda bize yardımcı olmanızı temenni ediyoruz. Soru şu: “Benim 1 dönümcük bile tarlam yok; komşumuz Haydar’ın 84 dönümü var. Hangimiz Kıbrıslıyız?>> [Soruya hemen yanıt veremedim, umarım, okurlar yardımcı olur.]
<<... Merhaba Cenk bey, “memura siyaset yasağı kalkmasına artık karşı olduğunuzu” belirten yazınıza çok sevindim. Siyaset yasağı olduğu halde partizanlığın alıp başını gittiği bir ortamda bir de siyasetin serbest kaldığını bir vatandaş, bir memur olarak düşünmek bile istemiyorum. Sendikalı bir memur olarak da sendikamın bu konuda takınmış oldugu tutumu onaylamıyorum. Bizler haklarımızı talep ederken arada bir dönüp kendimize de bakmalı ve ne kadar verimli çalışıp çalışmadığımızı sorgulamalıyız. Siyaset yasağının kaldırılmasını bu halkın bünyesi bence de şimdilik kaldırmaz. Hepsini birden yapabilmek bir siyaset kültürü sorunudur. Umalım ki bu kültürü ülkemizde en kısa zamanda görelim...>>
* [WEB okurlarına notum: Köşe yazımı her gün saat 12:00 gibi güncellemek yönünde bir prensibimiz var. Zaman zaman gecikmeler oluyor.. Anlayışınıza ve hoşgörünüze sığınıyorum. Ancak, genel anlamda, köşe yazımı 12:00 gibi düzenli bir şekilde güncelleme konusunda daha hassas olacağım. Gelen tepkiler üzerine belirtme gereği duydum. ce_mu]
|