Türkiye parayı kesti, böyle olduk!
Sabah sabah şikayet telefonları ile başladım güne...
Göçmenköy’den bir ablam, dert yanıyor haklı olarak.
- 1.5 milyon emekli parası alırım. Her ay 75 lira belediye vergi ister, şimdi yenile sağlık vergisi da çıktı. Sinekler, pireler yer bizi ama üstünden bir de sağlık vergisi isterler... Tam buna öfkelendim ki, elektrik çarptı... Elektrik faturası, her ay 70 lira bilemedin 100 lira gelirdi. Bugün baktım 400 lira... Bu kadar artış olur mu? Tüm bunları ödeyince, ne kalacak elimize... Nasıl geçineceğiz.
* * *
Yerden göğe kadar haklı...
Özellikle sigorta emeklileri, alt baremden emekli olarak çok düşük ücret alanlar ve asgari ücretliler, tam bir çıkmaz içerisinde...
Ama gel gör ki, sesi soluğu en az çıkan kesim de bunlar...
Meydanlarda, grevlerde, eylemlerde “veryansın” edenler, bu kesimlere göre üç, dört kat daha fazla gelir düzeyine sahip...
Elbette, toplumun tüm kesimleri pahalılıktan etkileniyor.
Ancak, ‘alt tabaka’nın hali vahim...
Gerisinin hayatı, mal varlığı ve mevduatı, pekçok coğrafya insanını kıskandıracak kadar zengin.
* * *
Elektrikle ilgili ne yapılabilir ki?
Yani yıllarca, beş liraya üretip üç liraya satarak, Elektrik Kurumu’nu batma noktasına getirdik.
Elbette böyle devam edemez, etmemeli...
Yani ‘elektriği ucuzlatın’ demek kolay da, maliyeti aşağıya çekme şansınız yok ki!..
O zaman da kurum batacak, tam kalacağız karanlıkta...
* * *
Otomobillerde ‘harç’la ilgili yapılan düzenleme anlaşılabilir.
Yani “en lüks” arabaları alacak parayı bulanlar, ‘harç’ ya da ‘vergisi’ni de aynı oranda ödeyecek...
Ama elektrik öğle değil işte...
Temel ihtiyaç...
* * *
Ve piyasadaki pahalılık da ‘zincirleme’ gidiyor ne yazık.
Çünkü ‘devlet’ gibi ‘tüccar’ da her türlü ‘fark’ı tüketicinin ensesine yüklüyor, insafsızca...
Giderler artıyor ama...
Gelirler aynı oranda değil...
Yani maaşlar aynı, asgari ücret aynı, gelen para “aynı oğlu aynı”...
* * *
Maliyetleri aşağıya çekmek mümkün değilse, o zaman piyasadaki ‘başı boş fiyat artışı’nı kontrol altına almak gerekiyor önce... Sonra da insanların gelirini artırmak....
Ama önce “dar gelirli”den başlayarak...
Yani sigorta emeklilerinden, yani asgari ücretliden...
İnsanoğlu belirli bir “zenginlik” düzeyine ulaşınca ve standartlarını yükseltince, kolay değildir “geriye” düşmek...
“Kemerler sıkmak lazım” dersiniz ama anlamaz kimse...
Yani devlet.. Insanların gelirlerini artırarak “denge”yi sağlamanınyollarını bulmalı...
* * *
Yoksa, dün arayan bir okur gibi şu yorumu yapar ahali:
“80 bin kişiyi yurttaş yapmayı reddettiler diye, Türkiye parayı kesti, böyle olduk!..”
Biraz tebessüm hakkımız!
Çok sıkıcı şu aralar gündem... Yüzler de asık ve gergin genelde. Aslında böylesi fıkraları, pazar günleri yayınlardım ama... Çok sevdiğim bir arkadaşımdan geldi dün, ben çok güldüm, sizin de tebessümü hak ettiğinizi düşündüm...
Bir hatırlatma yapayım, gerçi anlaşılır ama... Söylemiş olayım yine de... Agop ile Eleni’nin diyaloğundaki soru ekleri, aynı Kıbrıs ağzındaki gibi, kelimeyle değil, vurguyla!..
* * *
Agop ile Eleni evlenmişler ve cicim ayları bittikten sonra Agop eve gelip koltuğuna kurulur kurulmaz, gazeteyi yüzüne çekip Eleni'yle hiç ilgilenmez olmuş.
Günlerden bir gün Eleni, Agop'tan ilgi beklentisi ile;
- 'Bre Agoppp! Mutfagin penceresi bozuldi, yaparisiinn...?'
Agop, gazeteyi yüzünden indirmiş, gayet sinirli bir şekilde;
- 'Niye, ben pencereciiii...?'
Ertesi gün Eleni yine ilgi görmek umuduyla:
- 'Bre Agoppp, mutfakin muslugi bozuldi yaparisiinnn...?'
- 'Niye, ben muslukçiii...?'
Bir sonraki gün:
- ' Bre Agoppp, tuvaletin sifoni bozuldi, yaparisiin...?'
- 'Niye, ben pokçii...?'
Ertesi gün eve gelen Agop bir bakar herşey tamir edilmiş!.
- ' Kuzum Eleni bunlari sen yaptinn..?'
- 'Yoo...'
- 'Ee, kim yapti peki ?'
- 'Bilirisin, kapici Abdurrezzak'in bende gözi vardir, 'yaparsin?' dedim,o da dedi 'yaparim, ama bi şartla...'
Agop merak icinde sorar, ' Neymiş..?'
- ' E, dedi bana, ya benimle yatarsin, ya da bi pasta yaparsin !!!'
Agop rahatlar,
- ' Peki kuzum, ne pastasi yaptin?'
Eleni sinirlenir;
- 'Niye, ben pastaciii...?’
Haber yoksa bildiri yayma!..
Devletin haber ajansının, hiçbir yayın ilkesi, prensibi kalmadı sanırım!..
Tam bir “gönderin, dağıtsın”a döndü iş...
Bu durum, Türk Ajansı Kıbrıs yönetimi kadar, ajansa böylesi bir ‘misyon’ yükleyen diğerlerinin de kabahati...
Yazık ama... En azından oradaki nitelikli insan kaynağına yazık...
* * *
Ajanstan gelen bir habere bakıyorum dün... UBP açıklaması... Diyor ki, “ÖRP’nin yayın organında partimiz hakkında çıkan iddialar yalandır”..
Türk Ajansı Kıbrıs’tan bir tek yetkili çıkıp da “bize ne kardeşim” demiyor mu yani...
Gazetenin “adı dahi geçmiyor” bir yana, özür dilerim ama devletin haber ajansını ne ilgilendirir ki bu mesele!.. Ne zamandan beri Türk Ajansı Kıbrıs, gazete haberlerini “yalanlama” yeri oldu.
Önceki gün, YeniDÜZEN’de, sevgili Fayka Arseven bir iddia yazdı. Dedi ki, “Bir siyasi parti başkanı, köşe yazarı Hasan Hastürer’in ÖRP ile flörtte olduğunu öne sürdü...” Hemen ertesi gün, Hastürer’den ‘yalanlama’ geldi, yayınladık. Ne yani, Hastürer, bu açıklamasını devletin ajansına mı gönderseydi!..
Türk Ajansı Kıbrıs’ı ilgili ilgisiz “bildiri yayma” mekanına çeviriyorlar... Nitelikli haber üretimine, röportaja, araştırmaya da yer, zaman kalmıyor böylece...
Bir siyasi partinin, bir gazete haberinden rahatsızlığı varsa, oraya gönderir açıklamasını, olmadı dava eder...
Devletin ajansı da daha “ciddi” işler yapar böylece...
Biraz daha ‘ilkeli’ olmak gerekiyor!