Rahat uyu çocuk
Tatsız bir gündü...
Bayramın son günü, bir ‘son yolculuk’tu, 6 yaşındaki küçüğe...
Siyahlar içindeydi tüm kardeşleriyle, Gökmen...
Daha 4 yıl önce, eşini kaybetmişti...
Kimse ne olduğunu anlayamadan...
İngiltere’deki sağlık sistemine ‘kıskançlıkla’ bakarken bizler uzaktan, onlar, kahrediyordu...
Ve küçük Cemal, daha ‘’anne’ demeye fırsat bulamadan, annesi yoktu yanında...
Oysa şimdi, minik bedenini, annesinin yanında veriyorlardı toprağa...
Bu kez, “Nesi var bu yavrunun” diyemeden, küçük Cemal veda ediyordu hayata...
Bu nasıl adaletti...
Bu nasıl bir ‘sıraydı’, nasıl dayanılırdı böylesi acıya...
İki kardeş kalmıştı geride, bir acılı baba...
Ve böylesi acıya, peş peşe, hangi yürek dayanırdı ha....
Tatsız bir gündü...
Cemal’ın, motosiklet üzerindeki fotoğrafını koydukları an mezarına, toprağın üzerine, küçücük bedenini örttükleri o son mekana...
Ve o an...
Kocaman motosikletleriyle büyükleri girdi mezarlığa; anısına, coşkusuna, sevincine,
yaşayamadığı nice yıla saygıyla...
Nasıl boşaldı yaşlar gözümden...
Anlatamam...
Peki ya ailesi...
‘Sabırlar’ demeye dahi varmıyor dilim....
Kelimeler düğüm düğüm...
Hoşçakal küçük Cemal...
Rahat uyu ne olur, annenle, kucak kucağa...
Talat’ın konuşması
Cumhurbaşkanı Talat’ın Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı konuşmanın “yankılarını” merak ettim.
Çünkü bir ‘ilk’ti!..
Önemliydi...
Gerek Strasbourg, gerekse Avrupa’nın farklı kentlerindeki gazeteci arkadaşlarımı aradım dün, sohbet ettim biraz...
Pekçoğu ile dostluğumuz, Annan Planı’nın şekillendiği meşhur “Bürgenstock Zirvesi”ne dayanıyor.
Karlar arasında, 10 gün yaşamıştık, geceli gündüzlü, “Kıbrıs sorunu”yla kucak kucağa...
* * *
İki farklı yorum var, konuşmayı ve gelişmeleri izleyen meslektaşlarıma göre...
Bir bakış açısı, Talat’ın konuşmasını ‘yadırgıyor’...
<<...Barışçıl liderlik özelliği açısından Hristofyas’ın gölgesinde kaldı. Strasbourg’taki Türkiyeli
milletvekilleri ve yetkililer memnundu ama yabancı basın ve Avrupalı parlamenterler, Talat’ı fazla ‘kötümser’ bulduklarını ve konuşmasının da “negatif” mesajlar içerdiğini söyledi. Çok fazla Türkiye’nin avukatlığını yaparak, izleyenleri şaşırttı. Barışçıl dilini değil, Türkiye’ye yönelik savunma yapan görüşlerini öne çıkardı...>>
Bir diğeri, destekliyor...
<<Rum tarafının ve Hristofyas’ın, sürekli olarak Türkiye’yi muhattap alan ve suçlayan bakış açısına karşı, Talat’ın böylesi bir agresif çıkış yapması önemliydi. Çözüm iradesini referandumda zaten kanıtlayan Kıbrıslı Türkler adına, Talat’ın sıkıntıları ve tıkanıklıkları açık yüreklilikle dile getirmesi, Avrupa Birliği’ne de bir uyarı anlamında iyi oldu....>>
* * *
Benim fikrimse şu, Hristofyas duygularıma, Talat’sa mantığıma hitap etti...
Çok mu ‘politik’ oldu !..
İskele’de UBP gerginliği !..
Fayka’nın “Cafe Kulis”i bayram tatiline çıkınca, ‘siyaset kulisleri’ne dair gündemi yazmak da bize düştü.
İskele’de dün, Ulusal Birlik Partisi (UBP) gerginliği yaşanmış.
UBP eksi milletvekili, şimdi ÖRP saflarına katılan Hüseyin Avkıran Alanlı’nın babası, parti başkanı Tahsin Ertuğruloğlu’na fena saldırmış...
Hüseyin Alanlı’nın babasının eski ve köklü UBP’lilerden olduğunu duyardım hep...
Tabii, meselenin özü nedir bilemiyorum ama şöyle diyordu gelen mesaj:
<<... Cenk abi, Hüseyin Alanlı’nın babası Namık Avkıran Alanlı, Tahsin Ertuğruloğlu’na saldırdı, kavga ettiler. Gençler Birliği Spor Kulübü’nde oldu olay. Namık Avkıran, çok kötü hakaretler etti... İskele’den sevgiler...>>
Bu mesajla kalmadım, araştırdım.
Gerçekte de çok tatsız bir tartışma yaşanmış.
Gerek partilerin kendi içinde, gerekse partiler arası yarışta ve siyasi tartışmalarda daha ‘soğukkanlı’ olmak gerekiyor...
Bu ‘siyasi kültür’le yol almak, mümkün değil gerçekten de...