Akdeniz Birliği
Nicolas Sarkozy’nin Akdeniz Birliği fikrini ileri götürmek için görevlendirdiği büyükelçi Alain Le Roy, geçtiğimiz günlerde Ankara’dan sonra Kıbrıs’a da uğradı ve bir dizi temaslarda bulundu. Fransız büyükelçliğinde verilen bir yemekte biraraya gelme fırsatını bulduğumuz büyükelçi Le Roy ile Fransa’nın başını çektiği ve İspanya ile İtalya’nın da tam desteğini kazanan Akdeniz Birliği projesinin ayrıtılarını konuşma fırsatını bulduk. Doğrusu toplantıya giderken, bu fikre karşı Türk basınında yer alan ve projeyi “Türkiye’nin AB üyeliğine karşı bir girişim” olarak sunan görüşler kafamı kurcalıyordu. Nicolas Sarkozy’nin Türk-AB ilişkilerinde bilinen tavrı, bu yöndeki şüphelerimi daha da güçlendirmişti.
Ne var ki, memnuniyetle gördüm ki, Akdeniz Birliği’nin Türkiye’nin AB ile sürdürdüğü üyelik müzakerelerine karşı “tarafsız kalacağı” ve bu süreci olumsuz yönde etkilemeyeceği kayıt altına alınmış. 20 Aralık 2007 tarihinde Fransa, İtalya ve İspanya’nın yayınlandığı Roma Çağrısında bu yönde görüş belirtilmiş ve “Akdeniz Birliği, Avrupa Birliği’nin bir yandan Hırvatistan, diğer yandan da Türkiye ile sürdürdüğü müzakere sürecine müdahale etmeyeceği” ifade edilmiştir.
Büyükelçi Alain Le Roy, Ankara’da yaptığı görüşmelerde Türk yetkilileri ikna etmeye çalışmış ve söylediklerinden öyle anlaşılıyor ki, Türk yetkililer de artık Akdeniz Birliği fikrine eskisi kadar şüpheyle bakmıyor. Her ne kadar Türkiye Temmuz ayında Paris’te yapılacak toplantıya henüz katılıp katılmayacağı konusunda karar vermiş değilse de, Le Roy’ya göre kararın olumlu yönde olması kuvvetle muhtemeldir.
Büyükelçi, Fransa’yı “Akdeniz Birliğ” arayışına iten nedenleri sıralarken oldukça inandırıcı argümanlar saydı ve Akdeniz’in güneyi ve kuzeyi arasında geniş bir kalkınma uçurumu bulunduğunu ve bu eşitsiz gelişimin de pek çok soruna yol açabileceğini dile getirdi. Kanımca, göç olgusu zengin Kuzey Akdenizlileri epeyce meşgul ediyor. Ayrıca, Akdeniz Birliği bağlamında çevre ve enerji sorunlarına uzun vadeli çözümler bulmak ve kültürel alışverişi sıklaştırmak gibi konular da ele alınacağa benziyor.
Akdeniz Birliği fikrinin Avrupa Birliği’nin yerini alacak ya da ona “alternatif” olacak bir girişim olmadığını belirten Le Roy, Barselona Süreci ve Avrupa Komşuluk Politikası olarak bilinen Avrupa Birliği projeleriyle de işbirliği yapılacağını sık sık dile getirdi. Buna rağmen bazı Avrupa Birliği üyelerinin bu girişime karşı şüpheyle baktıkları anlaşılıyor. Başta Almanya olmak üzere, bazı Kuzey Avrupa ülkeleri Akdeniz’de Fransa, İspanya ve İtalya’nın tekeline geçebilecek bir nüfuz bölgesinin oluşmasından endişe duyuyorlar.
Kuşkusuz, Akdeniz’in en doğusuna demir atmış Kıbrıs adası için Akdeniz Birliği girişimi kayıtsız kalınacak bir girişim değildir. Sorunlara ortak çözüm bulma projelerine dayalı bir girişim olacağı anlaşılan Akdeniz Birliği çerçevesinde Kıbrıs’ın su ve çevre sorunları gibi yaşamsal sorunlarına çare aranabilir. Ne var ki, Kıbrıs’ın hala “anormal” bir ülke olmasından ötürü yeni sorunlar da çıkabilir. Örneğin Akdeniz Birliği’ne katılabilmek ve projelerini gerçekleştirebilmek için Kıbrıslı Türklerin nasıl bir yol izelecekleri açık değil.
Her ne kadar Akdeniz Birliğ sivil toplumun ortaya koyacağı projelere açık olacağını dile getirse de, karar alma mekanizması hükümetler-arası bir mekanizmaya dayanacağından temsiliyet sorunu burada da gündeme gelecektir. Öyle anlaşıylıyor ki, Avrupa Birliği gibi Akdeniz Birliği de Kıbrıs’tan kaynaklanan sorunlarala tanışacak. Ve pek çok ülkeyi bir araya getirerek kurulan her birlik gibi, Akdeniz Birliği’nin kurulması da, Kıbrıs’ın ne kadar anakronis çağ-dışı, bayat ve köhne bir ülke olduğunu bir defa daha ortaya çıkaracak. Ta ki normalleşene kadar..