Takis Konis’in “Kabus” adlı Kitabı ve “Kim Korkar Taksimden”? - 2
Dünden devam
Artık Kıbrıs’ın bağımsızlık günü kutlanıyor ve bayrağı anlamlı bir sembol haline geliyordu. Yeni Kıbrıs Derneği böyle bir ortamda kurulmuş, Kıbrıs-Merkezli bir siyaset ve kültür arayışına yönelmişti. Kıbrıslı Rumlar, kısa süre içinde gerekleştirdikleri “ekonomik mucizenin” de yardımıyla 1960’larda başlayan Kıbrıs Rum milliyetçiliğini daha da ileri götürdüler.
Böyle bir ortamda gündeme gelen iki tarihi süreç, bir yanda Kıbrıs’ın, diğer yanda da Türkiye’nin AB üyeliği süreçleri, zamanla yok olmaya yüz tutan çözüm umutlarının yeniden yeşermesine yol açtı. Kıbrıs’ın üyeliği Kıbrıslı Türkleri heyecanlandırırken, Türkiye’nin üyelik arayışı, iktidara yeni gelen Tayip Erdoğan hükümetini, Türkiye’nin o tarihe kadar izlediği Denktaş-damgalı Kıbrıs siyasetini gözden geçirmeye zorluyordu.
Annan Planı görüşme masasına konarken, Denktaş’ın iktidarı da sallanmaya başlamıştı.
Takis Konis’in büyük bir isabetle tespit ettiği gibi, Kıbrıs Rum toplumunda “Denktaş gitmeden çözüm olmaz” anlayışı çok yaygın hale gelmiş olmasına rağmen, Denktaş’ın koltuğunun sallanmaya başlaması, nedense Kıbrıs Rum toplumunda pek heyecan uyandırmıyordu. Annan Planı da büyük bir temkinle karşılanmıştı. Tuhaf bir durum söz konusuydu. Kıbrıslı Türklerin kitleler halinde sokağa dökülmesi ve “Kıbrıs’ta Barış Engellenemez” diye haykırmaları pek az insanı harekete geçiriyordu.
Böyle bir ortam içinde yapılan 2003 seçimlerinde AKEL’in Tassos Papadopoullos’u iktidara taşıması adeta tarihin bir ironisi gibiydi. Kendini bildi bileli Kıbrıslı Türklerle barış içinde bir arada yaşamaya en ufak bir katkı koymayan, bütün çözüm girişimlerine sistematik olarak karşı çıkan bir siyaset adamı, tam da çözüm-momentinde iktidara gelmişti.
“Ret Cephesi” öylesine güçlenmişti ki, Annan Planını kabul etmek isteyen AKEL bile o cepheye katılmaktan başka bir çare düşünememişti. Eski EOKA’cılar, EOKA B’ciler, Makariosçular ve Grivasçılar, kısaca her renkten milliyetçi zevat devreye girerek Annan Planına “hayır” diyordu. Ve onlarla beraber Kıbrıs Komünist Partisi de…
1950 plebisiti ile çıkılan yol, ki bu Taksime doğru gidişin de başlangıcıydı, 2004 Referandumuyla noktalanmıştı. Takis Konis’in dediği gibi, bir zamanlar “kâbus” olarak görülen Taksim, artık kimseyi korkutmuyordu. Kıbrıs Cumhuriyeti devletinin korumak ve kollamak şeklinde gelişen Kıbrıs Rum milliyetçiliğinin Kıbrıs-Merkezli siyaseti bu kadardı.
Takis Konis, kitabını “Kavafis’in” Barbarlar şiirine gönderme yaparak bitiriyor. Çünkü “barbarlar bir tür çözüm” oluşturuyorlar. Kıbrıs Türk toplumu geçirdiği radikal değişikliğe ve Denktaş’ın düşüşüne rağmen, ötekileştirilmekten kurtulamadı. Mehmet Ali Talat “Yeni Denktaş” ilan edildi ve Kıbrıs Rum toplumunda geniş halk kitleleri bölünmüş bir adada ve tek-toplumlu bir devlette yaşamlarını sürdürmeye devam etti.
“Kim korkar Taksimden?” Bu sorunun yanıtı, işte bugün yapılacak seçimlerde biraz netleşecek ve önümüzdeki Pazar gerçekleşecek ikinci turda da tam bir netlik kazanacaktır. 2008 Seçimlerinin tarihi önemi bundan kaynaklanmaktadır.