Hepimiz genç olduk.
Deli toyluk yaşadık.
Gençliğin enerjisi ve dinamizmi ile ele avuca sığmadık.
Herşeyi bildiğimizi ve artık olduğumuzu düşündüğümüz zamanlar oldu daha onsekizine gelmeden.
An oldu kimseyi beğenmedik.
Burun kıvırdık.
Yapılan nasihatler kimi zaman bir kulağımızdan girip diğerinden çıktı.
Ama büyüklere saygıyı ve sevgiyi yine de bir tarafa koymadık.
Kimi zaman sorumsuzca hareket etmemize rağmen!
Yine de sorumluluk duygusunu hep içimizde yaşatıp geliştirdik.
Belki de o günün koşulları farklıydı.
Daha bir kapalı ortamlarda yetişti bizim kuşağımız.
Toplumsal yozlaşmanın yaşamın bir parçası durumuna gelmediği günlerde.
Yardımlaşmanın, sevgi, saygı, hoşgörü ve anlayışın daha yitip gitmediği zamanlarda.
Yirmi, yirmibeş yıl öncesinden söz ediyorum.
Bugünün gençleri için çok gerilerde kalan günlerden.
Bizler için ise daha dün gibi olanlardan.
*
O günlerde kendimize ve çevremize zarar verdiğimiz de oldu.
Gençliğin verdiği toylukla.
Olması da doğaldı.
Kimi doğruları yapılan bazı yanlışların ardından bulduk.
Bazen ise hatalarda ısrar ettik.
Kendimize zarar verme pahasına!
Ama her yaşadığımızdan birşeyler öğrendik.
Yaş ilerledikçe olaylara bakış ve değerlendirmelerimiz değişti.
Ve değişmeye de devam ediyor.
Her yaşanan günden insan yeni birşeyler öğreniyor.
Bazen insan,’Keşke şimdiki aklımla, yeniden gençliğimi yaşayabilsem’ diyor.
Ama ne mümkün!
Hayat bir şekilde yaşandı ve yaşanıyor.
Geriye dönüşü olmadan.
Pişmanlıklar fayda etmiyor.
Doğrusuyla ve eğrisiyle.
Günahıyla sevabıyla.
Zaman akıp gidiyor.
Dün değimiz tarihlerin üzerinden yıllar geçiyor.
Dünün gençleri bugünün orta yaşlıları, orta yaşlıları da yaşlıları oldu.
Yaşam döngüsünün çarkları içinde savurulup duruyoruz.
Bazen gülerken bazen ağlayabiliyoruz.
Kimi zaman kendi isteklerimizin dışında birşeyler yapıyoruz.
Anlayış ve düşüncelerimize ters gelse de bazen olaylar karşısında sessiz kalıyoruz.
Kalmamamız gerektiğini bile bile.
Çevresel etkenler bazen yön veriyor aldığımız kararlara.
Ya da ne yapacağımıza.
Doğrularımızın yerine bazen yanlış dahi yaptırıyor bize.
Dünün gençleri olan bizlere, bugünün anne ve babaları olarak..
*
Hayatta hiçbir şey durağan değildir.
Gençler daha bir farklı yetişiyor günümüzde.
Doğal olan da bu zaten.
Yeni kuşaklar bir öncekilerin önünde olmalı ki toplumlar ileriye gidebilsinler.
Önemli olan gençliğin dinamizmi ile deneyim ve birikimleri birleştirebilmektir.
Onlara birşeyler aktarabilmeyi başarabilmektir.
Kendi çocuklarımıza her şeyi vererek, birşeyleri kendi çabaları ile elde etmesine olanak bırakmadan büyütüyoruz onları.
Mutluluğun birşeyler başarmak olduğunu bilmeden yetişmelerini sağlıyoruz.
Hayatı sürekli onlar için kolaylaştırarak.
Onlar üzülmesin diye biz üzülüp, sıkılıyoruz kimi zaman.
Ve hayatın doğal sürecine etki ediyoruz.
Bizim gibi deneyip doğruyu yanlışı bulmalarına, fırsat bırakmıyoruz.
Onlar adına birçok şeyi biz düşünüp yapıyoruz.
Gençliklerini gerektiği gibi yaşamalarına izin vermiyoruz.
Yarattığımız toz pembe bugünün, yarınlarda onlar için karanlıklar getirebileceğini unutarak.
Hep yanlarında olacağımızı düşünerek bunu yapıyoruz.
Yanlış yapıyoruz.
Onlara zarar veriyoruz.