İstanbul’a 1 Mayıs günü gitmiştim. Gidiş nedenim Amerika Birleşik Devletleri Lefkoşa Büyükelçiliği\'nin Gazeteciler için düzenlediği sempozyuma katılmaktı.
İstanbul’a gittiğimiz ilk gün gergin 1 Mayıs’ı yaşamıştık.
Hava da bu gerginlikten etkilenmiş olacaktı ki o gün çok sıcaktı.
İstanbul’daki hava 1 Mayıs sonrasında serinledi, yağmur yağdı.
Bu arada sempozyum da dün sona erdi.
Kıbrıslı Türk, Rum, Yunan ve Türkiye’den katılımcıların yer aldığı sempozyumun konuşmacılarından biri de bendim.
‘Kıbrıs’ta sorununun çözümü yönünde başlayan yeni süreç ve bu sürece medyanın katkısı’ konulu bir konuşma yaptım.
Sempozyuma katılan bir Rum Gazeteci dostum toplantıların tamamlanmasının ardından, “Yine havanda su dövdük” dedi.
Gazetecileri politikacı olmak isteyip bunu başaramadıkları için gazeteci olmak zorunda kalan kişiler olarak tanımladı.
Gazetecilik yapmak yerine politikacıların rolünü üstlendiklerinin altını çizdi.
*
Medyanın gerginliklerin azaltılmasında ve uzlaşı kültürünün geliştirilmesinde etkisi ve katkısı çok büyüktür.
Medya, toplumları savaşa da barışa da götürebilecek en etkin araçlardan biridir.
Bunun için de İstanbul’daki toplantılarda ortaya çıkan en önemli mesaj Kıbrıs’ta 21 Mart’ta başlayan yeni süreçte başarı yakalanabilmesi konusunda medyaya büyük görev ve sorumlululuklar düştüğüdür.
Bunun için iki tarafın medyasının daha çok işbirliği içerisine girmesi ve daha sık biraraya gelmesinin önemine işaret edildi.
Tarafların birbirlerinin zayıf halkaları ya da yumuşak karınlarının üzerine gitmelerinin süreci olumsuz yönde etkileyebileceği üzerinde duruldu.
Tarafların hassasiyeti olan konularda, tarafları rahatsız etmeyecek ortak bir terminoloji kullanılması konusu tartışılıldı.
Bir sonuca varıldı mı?
Hayır.
Tartışma ve arayışlar devam edecek.
*
Karşılıklı saygı, sevgi, hoşgörü, empati ve işbirliğinin geliştirilebilmesi arayışları sürecek.
Ama sanırım herkes kendine göre bir mesaj alarak İstanbul’dan ayrıldı.
Kıbrıslı Türkler Ercan’a uçarken, Rumlar Atina üzerinden Larnaka’ya gitmeyi tercih etti.
Yani dönüş yollarını uzattılar.
Sorduğumda, ‘Ercan”dan dönmek daha kolay ama böylesi bir resmi davet sırasında bunu yapmak demek hainlikle damgalanmak demektir’ dediler.
Belli ki Güneyde yaşanan değişim korkuları ortadan kaldıracak etkiyi gösteremedi.
*
Toplantıda tarafların takıntılardan kurtulmaları gerektiği üzerinde de duruldu.
Yaratıcı ve cesur olmanın Kıbrıs sorununun çözümüne katkı yapacak en önemli unsurlar olduğunun altı çizildi.
Tabii ki bu çok da kolay değil.
Hem yaratıcı hem de cesur olmak!..
Bu başarılabilirse zaten sorun ortadan kalkar.
*
Rum gazeteciler özellikle Türkiye’de yaşanan gelişmelerin nasıl bir sonuç ortaya çıkarabileceği üzerinde durdular.
‘Ankara’da, AKP’nin kapatılması sonucu orataya çıkarsa’ bunun Kıbrıs konusunda başlayan yeni süreci nasıl etkileyebileceğini sorguladılar.
Bilgi Üniversitesi’nden Soli Özel, Ankara’da bir güç paylaşımı mücadelesi yaşandığını söyledi. Ankara’nın, 2004 referandumu sonrasında, AB ve diğer ülkeler tarafından verilen sözlerin tutulması sonrasında yaşadığı hayal kırıklığını anlattı.
Soli Özel’e göre Ankara Kıbrıs’ta yeni açılımlar yapmayacak. Yani Limanlarını açma talebiyle Kıbrıs’ta kendisine yönelik gelebilecek baskılara olumlu yanıt vermeyecek. Sadece Cumhurbaşkanı Talat’a görüşme sürecinde tam destek verecek. O kadar.
*
Kıbrıs’ta başlayan yeni sürecin bir son şans olup olmadığı da toplantılarda en çok tartışılan konulardan biri oldu..
Kimine göre son şans, kimine göre ise bu bir son şans değil.
Ama herkes zaman geçtikçe Kıbrıs’ta çözümün zorlaştığı konusunda birleşti.
Kıbrıs’ta ısrarla ‘İşgal sorunu’ olduğunu söylemekte direten Rum Gazeteciler toplantıda tansiyonu zaman zaman yükseltiler.
Tartışmaların hararetlenmesine neden oldular.
Sonuçta bir ‘çok taraflı’ çalışma toplantısı daha geride kaldı.
Önemli olan bu toplantılardan doğru mesajlar alabilmek ve bunu yansıtabilmektir.
Bugüne kadar bu böyle olmadı.. Bakalım bundan sonra olacak mı?
Göreceğiz...