Kıbrıs konusunda çözüm umutları yerini yine umutsuzluğa bırakıyor.
İngiltere’de imzalanan memorandum Kıbrıs’ta Rumların niyetinin Kıbrıslı Türklerle yetki paylaşımına gitmek ve bir ortaklık kurmak olmadığını gözler önüne serdi.
Hristofias’la değiştiği söylenen Rum tarafındaki siyaset yapma anlayışının değişmediği ortaya çıktı.
Niyet de, hedef de belli.
Varsa yoksa kendi egemenliklerini adanın tümüne yayma ve Kıbrıslı Türkleri ozmosis yoluyla Rum Cumhuriyeti’ne dönüştürdükleri Kıbrıs Cumhuriyeti içinde eritip yok etme!.
Rumlar şu ya da bu şekilde illa ki Kıbrıs meselesini kendi istedikleri şekilde çözecekler.
Kendileri öngördükleri çerçevede çözümü zorlayacaklar, Kıbrıs Türk tarafı buna razı olmazsa onu uzlaşmazlıkla suçlayacaklar.
Taktik böyle.
Kıbrıslı Türklerin Rumların öngördüğü böylesi bir çözüm modeline razı olmaları mümkün değil.
Ancak bunun mümkün olmadığının Rumlar farkında değiller.
Kendi dünyalarında, yıllardır koştukları hayalin peşinde koşmaya devam ediyorlar.
Bunun sonucunda da bir önceki konumlarını arar bir pozisyona düşüyorlar.
Yani her geçen gün ve gelişme sonrasında birşeyleri daha yitiriyorlar.
Ama bundan ders filan da çıkarmıyorlar.
Halbuki yaşananlara baksalar neleri kayebettiklerini görecekler.
*
1960 yılında kurulan ortaklık Cumhuriyeti’nden Kıbrıslı Türkleri dışlamamış ve Cumhuriyeti yaşatmış olsalardı sanırım bugün herşey onlar için farklı olacaktı.
Ama onlar Kıbrıslı Türklere tahammül edemediler.
Kıbrıs Cumhuriyeti’ni ‘Enosis’e bir geçiş aracı olarak algıladılar.
Bunu da kendilerinin en doğal hakkı olarak gördüler.
‘Nasıl olsa bu işi istediğimiz gibi çözer, Kıbrıslı Türklerden de ‘tereyağından kıl çeker’ gibi kurtuluruz anlayışı ile hareket ettiler.
Kıbrıslı Türklerden beklemedikleri bir dirençle karşılaştılar.
Ve 1974’te en büyük ikinci hatalarını yaparak Türkiye’nin Garantör ülke olarak adaya müdahalesine kapı açtılar.
1974’ten hemen sonra yapılan bütün müzakere süreçlerinde arzuladıkları çözüm modelini göremedikleri için tümünde redci bir tavır takındılar.
En son örneği 2004 yılındaki referandum sürecinde yaşandı.
Her görüşme süreci bir öncekine göre çözümün daha zor olduğu koşullarda başladı.
Zaman geçtikçe iki taraf arasında yakınlaşma yerini uzaklaşmaya, farklılaşmaya ve ötekileşmeye bıraktı.
Rum Liderliği bunu da fark etmedi ve etmiyor.
İşleri her geçen gün içinden daha da çıkılmaz bir hale doğru sürükleyecek adımlar atıyor.
*
İngiltere’de imzalanan memorandum bunun son örneği.
23 Mayıs’ta liderler zirvesiyle yaratılan olumlu hava bu memorandumla birlikte ters yüz edildi.
İki taraf arasında var olan görüş ayrılıkları nedeniyle zor olan çözüme ulaşma hedefi daha da zora sokuldu.
Kıbrıs’ta tarafları ayrılığa doğru taşıyan süreç yine hız kazandı.
Rum tarafındaki mevcut anlayış ve yaklaşımlar devam ederse sonuç kalıcı bir ayrılık olacaktır.
Bunun başka bir yolu yoktur.
Belki de bu herkes için daha iyi bir sonuçtur.
Zorla ve istemeyerek varılacak bir uzlaşı olacağına ayrılmak ve iyi komşu olarak kalmak daha iyi bir seçenektir.
İngiltere belki de bu süreci hızlandırmak amacındadır!.
Gelişmeler Kıbrıs’ta bölünmeyi kalıcılaştırmaya hizmet etmektedir.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’ın bütün iyi niyetli uyarı ve gayretlerine rağmen Rum tarafı adayı bölünmeye zorlamaktadır.
Zaten adanın bugünkü konumuna gelmesine de en büyük katkıyı Rumlar yapmıştı.
Görünen o ki bugüne kadar yaşananlar Rum tarafına hiçbir şey öğretmedi.
Rumlar bu gidişle yarın, bugünü arama durumunda kalacaklar.
Daha öncekilerde olduğu gibi.
Bu arada, İngilizlerin gerçek niyetleri konusunda ise herkes düşünmeli.