Başbakan Soyer “Çok rahatım” diyor ama, bana hiç de inandırıcı gelmiyor...
Radyo Mayıs’ta dün kendisi ile konuşurken, sendikalarla yaşadığı yeni “sıkıntılar”ın izleri, yüzünden okunabiliyordu.
Soyer; kendisini ve Hükümetini hala “eski”lerle kıyaslamayı seviyor.
Kendi haklılığını eskilerin yaptığı “hata”larla izah etmeye çalışıyor. UBP’li, DP’li dönemleri referans olarak gösteriyor.
Onların çok ama çok gerilerde kaldığını unutuyor...
Bir de ikide bir “Diyet ödemekten” söz ediyor, “Annemden Başbakan olarak doğmadım” diyor.
Topluma “Gidersem giderim” mesajını veriyor. Koltukta gözü olmadığını anlatmaya çalışıyor.
Tabii tüm bunlar Soyer’in bir “yüzü”...
İçinde “mazaret üretme” de var, “samimiyet” de...
Ancak, sürekli seslendirdiği bir başka konu vardır ki, bu hengame içinde savrulup gitmesini hiç de doğru bulmuyorum...
O da “Kendi ayaklarımız üzerinde durma” gerçeğidir...
Türkiye’ye parasal bağımlılıktan kurtulma gerçeğidir...
Bana göre hükümet olmak isteyen gerçek bir “sol” partinin en ciddi “proje”si bu olmalıdır.
Soyer’in “Yerel bütçe için Türkiye’den asla para istemem” deyişi, doğru ve anlaşılabilir bir “politika”yı işaret ediyor.
Değil yalnız Soyer’in, hiçbir Kıbrıslı Türk politikacının “Türkiye’nin parası” ile icraat yapmasını doğru bulmuyorum.
Yerel parti politikaları; Türkiye’nin paralarını “Üleştirmekten” öteye “üretken” fikirlere ve projelere muhtaçtır.
Gerçek bir toplumsal dönüşümün “manivelası” budur ve özellikle “sol” partilerin bunun üzerinde kafa yormaları gerekiyor.
Soyer “Yüzleşme” gereğinden söz ederken, aslında çok geç kalınmış ve kendi önünde yığılı olarak duran “memur devleti” yapısını işaret ediyor.
Rakamlar korkutucudur:
CTP; 2008 yılı bütçesini yüzde 5 enflasyon hesabıyla yaptı.
Sonradan gördü ki yıl sonuna kadar enflasyon yüzde 11’i zorlayacak. Bunun için de 70 milyon dolar ek paraya ihtiyaç olacak...
Kuraklık ve petrol fiyatlarının yarattığı yeni külfetler de buna eklenince, CTP ağırlıklı hükümet duvara tosladı...
Düşüne düşüne akıllarına “Eşel mobil” geldi. Hayat pahalılığını 2 ayda bir verme uygulamasını kaldırmak istediler.
Bunu da, ansızın yaptılar. Zaten kavgalı oldukları sendikalarla yepyeni bir “cephe”daha açtılar...
Peki ne olacak?
Soyer, eskiler gibi “Türkiye bana, ben de size” demiyor...
“Bana kimse Türkiye’den cari bütçe için para istetemez” diyor.
Bu aslında kulağa hoş geliyor. Ancak CTP’nin “yanlışlarını” öngörü zaafiyetini bir kez daha anımsamamıza yol açıyor.
Hükümet olduklarında AKP’nin “Muslukları açması” pek hoşlarına gitmişti.
Rum mallarının satışı ve yağmasına dayanan “süreç” başladığında durduramadılar. Bir anda “Sahte cennet” görüntüleri içinde “Büyüdük” nutukları her yanı sardı.
CTP 2003’e göre; kamu görevlilerinin maaşlarında yüzde yüzün üzerinde artış yapmakla övündü.
Ancak “Al gülüm ver gülüm” dönemi uzun süremedi. Türkiye’nin paraları ile inşaat patlamasından oluşan kalkınma “Sürdürülebilir” olmadığı için bugün “devletin kasası” tamtakır oldu. Bundan böyle düzelmesi de çok zor olacak. Zaten Türkiye’den para almadan düzeltmek demek “Yeni vergi”ler koymak, bazı hakları budamak demektir...
Geldiğimiz nokta bu...
Aslında Soyer’in “Kendi kendimizle yüzleşmeliyiz” görüşüne katılıyorum.
Keşke böyle bir projeyi hükümet oldukları gün başlatsalardı...
Popülizm yapmasalardı...
Devletin paralarını çar-çur etmeselerdi...
Kemerleri sıkmaya kendilerinden başlasalardı...
İsraftan öncelikle kendileri kaçınsaydı...
Devlete durmadan yeni istihdamlar yaparak kamburu büyütmeselerdi...
Kendileri dışındaki sol güçleri etraflarından temizlemekle işe başlamasalardı...
Sendikal haklara saygılı davransalar, aralarını bozmasalardı...
Böyle olunca; bugün dara düşüldüğünde “Ortak çıkış yolu”nu birlikte arar, talep ettikleri “Anlayış” gösterilirdi.
Ancak bugün “Deniz bitti” noktasında yalnızlık içinde çırpınan bir CTP var ve eski müttefikleri ile birbirini tüketme yarışını “Egemenlik” kavgası yapan siyasal güçler keyifle seyrediyor.
Sayın Soyer “Diyet ödemeye hazırım” diyorsa da, gerçek şu ki, kabarık hesabı hep beraber ödeyeceğiz.