Hristofyaslı Rum’un aklında 1977-79 BM’ler doruk anlaşmaları, Talat’lı ekibin aklında Annan planı kaldı. Mesele şu:
Masaya otururken birbirimizin önüne neyi koyalım ki karşı taraf “hayır” desin! Pekala sonrası?
Sonrası yok. Kervancı yoluna, hancı hanına! Fakat öyle Sn. Talat’ın ifade ettiği gibi ne bu görüşmeler “son şanstır” ne de biteceği vardır.
Zaten her iki taraf da AB ile BM’lere oynuyorlar. Kim inandırıp kendinden yana “haklılık” hakkı kazanacak desteği sağlarsa, sonrası politikasını o rotaya göre saptayacak. Bunun da anlamı görüşmelerin bittiği yerde yeniden başlaması olacak.
BİZİM CEPHE BİR ADIM ÖNDE: Önceleri BM’lerle AB’ye ne kadar barış ve çözümden yana olduğumuzu ispat yollarında olmadık siyaset atraksiyonları yapılmasına canımız sıkılıyordu.
Çaba AB’nin mihver ülkesi olan Almanya cephesinde tuttu, Shöder’le başlayan ilişkilerin gelişmesiyle mesela Ertuğruloğlu’lu UBP’nin bile oralara yol bağlamak gereğini duymasına neden oldu. Ardından AB’nin Türk kökenli parlamenterleri geldi KKTC’ye. Başbakan Soyer’e göre bundan sonraki hedef Fransa olacak. O cepheyi de yumuşatıp en azından izolasyonları kaldırtmaya yönelik bir mihver ülke daha kazanılırsa zaten sonrası görüşmeler safhasına çok daha güçlü başlanacak .
Hristofyas’lı Rum için çıkış noktası çok farklı ama. Eğer çözüm olacaksa kesinlikle içinde askeri ve garantörlüğüyle Türkiye olmayacaktır. Dolayısıyle önümüzdeki kapsamlı görüşmelerde Rum’un bu zıtlığını ne Annan planına sığınmak bertaraf edecektir ne de federal yapının kulaklara hoş gelen iki bölgeli iki toplumlu kendi içinde Anayasasından ötesi tüm yönetselliklerine kadar Kuzey’e hak olarak tanınacaktır denilen egemenliği çözümleyecektir. Çünkü Türkiye Kuzey’deki varlığıyla garantörlüğünden vaz geçmiyecektir.
Pekala barışçı çözüm için vaz mı geçmelidir? Daha büyük siyaset budalalığı olamaz! Amerika Irak’tan Afganistan’dan mı vaz geçti? İsrail Filistin’den mi? Rusya Gürcistan’dan İngiltere Kıbrıs’taki üslerinden mi? Ha, onların siyasi ve ekonomik stratejide çıkarları vardır da Türkiye’nin yamacına kurulmuş petrol bölgesinde kurulu Kıbrıs’ta mı çıkarları yoktur? Hem de tüm adaya egemen olmak isteyen Rum gerçeğine karşın.
VE UBP CEPHESİ
Dört yıldır yarısını CTP Hükümeti için bal kaymak suskunlukta, kalan yarısını Meclis boykotunda geçiren UBP’ye ansızın ana muhalefet Partisi oluş hatırlamasında efkâr bastı.
Bir muhalefet yapıyor ki Soyer’li CTP ile bir zamanlar UBP’nin genel sekreteri iken vatan kurtarma sevdası uğruna istifa edip Hükümet ortağı olan, olduktan sonra da ayarttıklarıyla parti kuran ÖRP’lü Avcı, korkularından nefes alamıyorlar!
Pöh, pöhh! UBP’nin muhalefeti kendi eliyle kendi gözünü oymak. Bir yandan “Ben varsam UBP de var, yoksam yok” diyen yetmişini orsa etmiş, sonunda üç seçim kaybetmiş, partisini ufalaya ufalaya geriye kalanını da harcamak için yeniden parti içi demokrasi diyerek “herkesler aday olabilir” vecizesine sğınmış Eroğlu; ötede son numara atraksiyonu ile Alanlı!
Ertuğruloğlu ne yapsın? Zaten kadavra devraldıydı şimdi hortlaklarla uğraşıyor. Ve UBP unuttuğu muhalefeti anasını tanasını yiyerek kendine yapıyor. CTP’nin organı Yeni Düzen olaya bayıldı, bu büyük muhalefeti manşetlerine taşıyarak “işte UBP” diyor!
Ve şimdilerde UBP Kurultay’a hazırlanıyormuş, orada kozlar paylaşılacakmış. Anlayacağınız az biraz kaldıysa anı sanı, Kurultayla birlikle onu da tepeleyecekler. Hayırlısı olsun!