Düşünceler çelişkilerinde heyamola çektiğimizi biliyoruz. Üstelik buna hakkımız olduğuna da inanıyoruz. Çünkü işte biz, tam o insanlardanız ki gökyüzünü kapatan bulutla kararıyor, günlük güneşin aydınlıklarına sevinçler koyveriyoruz.
Safdil bir çocukluk dogmatizmine kazıdığımız düşüncelerimizi dolayısıyle ne tek çizgide tutabiliyoruz ne de idealizme kazıyabiliyoruz. Değişiyoruz ki değiştikçe çelişkilere düşüyoruz.
Ve hem Sn. Talat’a hem de Başbakan Soyer’e bu cümlenin içinden bakıyoruz. İçinde, Kıbrıs Türk insanını koruma sorumluğundan dolayı kimliklerine yansımış değişimleriyle. Oysa işte bu değişimlerdir ki dünün “yoldaşlarını” bugünün “hasımları” yapıverdi! Hem de Rum karşısındaki tutumlarından değil, kendi içlerindeki çıkar çatışmalarından dolayı.
SORUN RUM DEĞİL: Çünkü öbür taraf tamam! Yarım asırdır başaramadıklarını hele iki bölgeye ayırdıkları hele iki devlet yarattıkları hele Güney’den Kuzey’e geçerken KKTC’ye tekmil verdikleri, hele tüm adanın egemeniyim deyip asla Kuzey’e egemen olamadıkları, görüşmeler sonuçsuz da kalsa mevcut de fakto durumu değiştiremeyecekleri gerçeklerde, GKRY’nin bizim için ne sorunu olur ki? Hele Türkiye gücü varken arkamızda.
İzolasyonlar sorunu mu? Elbet önemli ama malınız var da satamadınız mı? İstediğiniz ülkeye mi uçamadınız? Aç bilaç mı kaldınız?
NEYSE BUNLARDAN SÖZ ETMEYECEKTİK. Sn. Talat da değişti, Soyer de diyecektik. Kerhen değişiklik gösterisi yapıyorlarsa vebali kendi boyunlarına!
İşte bu düşüncelerle son günlerdeki olayları da toplayarak Başbakan Soyer’e soruyorum: “Görüşmelerin sonucundan umutlu musunuz? Çünkü öncesi açıklamalarla atışmalar o umutları yeyiyor da?”
“Umutluyum diyor, o söylemler de olacaktır” lafından sonra asıl can sıkıntısına “belki” dediğim hayal kırıklığını koyuyor. Kendi bünyesinde kendinden yana “Brütüsler” tarafından harçenlenmiş bir Sezar değil belki. Fakat soruyor:
“Bunlar değiller miydi Annan planına evet derlerken AB’li olunacağını dolayısıyle o muktesabatı uygulayacağımızı söyleyip savunanlar? Reformlarımızı hep bu esasa göre yapıyoruz. Oysa Tek Sosyal Güvenlik Yasasından emeklilik yaşına oradan ötesi tüm reformalara karşı çıkıyorlar, yaptıklarımızla başardıklarımızı görmek istemiyorlar ve kesimleri üzerimize kışkırtıyorlar…”
Hatırıma geliyor: Geçen gün genç bir arkadaş yolumu kesip, “şu Annan planı dönemlerindeki bir yazını hâlâ saklıyorum diyor. Neydi diye sorduğumda hatırlatıyor: “Bunlar bugün plana evet derler ya, yarın AB muktesebatına uyum nedeniyle parasal ve çalışma çıkarlarının değişimi gündeme gelsin, bakın bakalım bir teki kalır mı ayni saflarda…”
Abdala beyan olurmuş. Bugün asıl sorun kendi içimizde. Mesela dün de yazmıştık. 1 Mayıs’ta memleketin Cumhurbaşkanı, Başbakanı yürür, yanında yer almazlar fakat giderler Güney’de Hristofyaslı Rum’la yürürler. (Değerlendirme Başbakanındı. Biz sütunumuza aktarıverdiydik.)
UZUN LAFIN KISASI: Ya bu ülkede statükoyu yıkacak, en basitinden hayranlık duyduğunuz Avrupa’nın elinizdeki “adam olma” reçetesini sistemin iyileştirilmesi için kabulleneceksiniz yahut kırk gün bir gün yamana bayıla üstelik yalakalığı da aşan şarlatanlıkla kolkola girdiğiniz Rum liderliğinin zokasını yutup uşaklık hidayetine ereceksiniz!