“Aldırmazlığın” rahatlığına sığınır nihayet bir avuç insan diyerek geçersiniz. Zaten dışarıdan baktınız mıydı Kıbrıs, Türk’ü Rum’uyla bir avuç. Toplamları bir milyona ulaşmamış. KKTC ise kendi Devlet sınırları içinde daha bir küçük. “Minyatür” kelimesine sığdırılacak nüfus ve toprak sahipliğinde.
Fakat bu küçük ada o “minyatür” kelimesine sığdırılacak “biblo” olamadı. Asırlardır kavgasız savaşsız barışa hasret, bir gün sonrasına aktaracağı huzura umut yakarak geldi bugünlere.
Kaderinde Türk halkı ile Rum halkı yazılı. Tarih’in bildiğince bizim de bildiğimiz gerçekte bu iki halk Kıbrıs’a hiçbir devrede “bizlerindir” demediler. “Bizimdir” dediler. Hiç dost olmadılar. Birbirlerini hiç sevmediler. Birbirlerine güvenip inanmadılar. Ve birbirlerini hiç değiştiremediler. Türk’tüler Türk kaldılar, Rum’dular Rum kaldılar.
İŞTE BU GERÇEĞİ DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR. Ve yanlış yapıyorlar. Hem de Kuzey Güney bölünmüşlüğünün çözüm ve barışa mihenk taşı olacak Türk-Rum halkları ile Devletlerine karşın.
Tabi ki sonuçta bu kaçınılmaz bölünmüşlük siyasi kalıcılığı saplayan çözüm olacaktır. Olacaktır da önce akıllar başlara düşe. Çünkü tarihle kaderin, gerçeklerle varoluşun zıddına tutumlar ne Rum’da bitti itti ne Türk’te. “Olmazı” olma sevdalarında platonik hülyalara dönüştürdüler. Üstelik yalan söylediler. Aldandılar, aldattılar. Ve yarım asırdır Kıbrıs adasını Türk’le Rum’un kardeşçe paylaşacağı ortak vatan sloganına çerçevelediler. Hem de 1960’lardan beridir Rum’un yıktığı hâlâ yıkmaya devam ettiği hayallerine karşın.
Bir gün ikrara varacaklar diyoruz ya. Zaman geçiyor. Genç insanlar işsiz, gelecekler karanlık, varolma direncini besleyen cesaretler eriyor. Ve bir avuç KKTC’nin dört beş tane aklıevveli Kıbrıs Türk halkının yaşamsal varolma mücadelesi ile oynuyor. Hem de karşılarına hasım diyerek Türk’ü alarak, kollarını Rumun omuzuna atarak! Bakalım ne zaman kurtulacağız ellerinden. Ki kurtulmadan bu parazitlerden göremeyeceğiz kurtuluşumuzu.
BUNLARI NEDEN YAZDIM. “Hamaset nutku” gibi de olsa Dün 1. Cumhurbaşkanı Denktaş’ın Halkın Sesi’sindeki yazısına bir göz attığımda, son zamanlarda, “Rumu köşeye sıkıştırdık, görüşmeleri sabote edecek bahaneler” arıyorlar düşünceme karşın içim “cız” etti de ondan. Çünkü bu görüşmelerdeki politik manevra kabiliyetimizi Rum’dan yana siyaset rotasına sokmak için canla başla çalışanlar dışımızda değil, içimizdeler!
Türkiye’yi istemeyenler, KKTC’nin ilerlemesine köstek olanlar, Annan planı gerisine de düşerek 1977-79 Doruk anlaşmalarından yanayız diyerek AKEL’e destek verenler, peşlerine taktıkları insanları “para” ile kandırıp kendi siyasi görüşlerini enselerinden sürdürenler…
Bunlar bazan memleketin tapusunu çıkartarak “bizimdir,” bazan “barış” kelimesine sarılarak “çözüm isteriz” diyenlerdir. Rum liderliği politikalarıyla harmanlanıp, AB ile abdest alıp, olanca ulusal değerlere karşı çıkışlarının duasını yapanlardır.
Sn. Denktaş’a bile “Allah KKTC halkını bunların şerrinden korur inşallah” dedirtenlerdirler. Bu duaya “inşallah” diyerek biz de katılıyoruz.