Olanlara bakıp da “ama biz bunu yıllar önce yazıp söylediydik” diyebilme hatırlamasına düşmek sadece statik toplum oluştan kurtulunamadığını değil, statükonun hâlâ devam ettiğini de çakıyor.
Ki CTP iktidara gelirken hem siyasi hem de sosyo ekonomik yönden işte bu yapısal kusuru değiştirecekti.
Siyasi soruna ilişkin tutumu ile katiyen çakışmayan görüşümüze karşılık en azından sosyal ve ekonomik alanlarda statükoyu yıkabilecek iktidar olabileceğine doğrusu inandıydık. Çünkü uzun yıllar ana muhalefet olarak yollarını yürürlerken hem çok çektilerdi hem çok eleştirdilerdi. Kısaca büyük değişimleri başarmak için bilendilerdi.
İktidara geldikleride eğer üfürseniz dağılacak kâğıttan kaleler yaratmasalardı başarılı olma şansları olabilirdi! Ki hiçbir partiye nasip kısmet olmadıydı. Bünyelerinden bir Cumhurbaşkanı çıkarmış, parti olarak TC’nin güçlü iktidarı AKP’nin desteğini almış, Annan planının savunucusu olarak AB’nin mazhariyetini kazanmışlardı.
Üstelik tüm bu destek veren kesimler için şahin olarak nitelenen Denktaş saf dışına itilmişti. Sendikalar, STÖ’leri, çıkarları gereği her gelen iktidara yamanan ekonomik sektörler, CTP iktidarı ile birlikteydi…
OLANLARA BAKIN: Siyasi sorunu çözeceğim derlerken içinden çıkılmazın beteri yaptılar! Dört yılda hazinenin dibini buldular! Kendilerinin yeşertip dürüttüğü olanca sendikalarla sanki memleketin derdi davasıymış gibi kavgaya tutuştular! Ticari ve üretim sektörlerinin Birlikleri ile sürüp giden çatışmalar içine girdiler! “İş yaptık” derlerken yaptıkları tek işin nasip kısmetini KKTC’ye yarar diye kaydedemediler! Büyük gazete ve BRT’yi CTP destekçileri olarak yanlarına almalarına karşın başarmak istediklerine katamadılar. Sonunda “deniz bitti” dediler teslim oldular!
Kime? Kadere, talihsizliğe, beceriksizliklerine ve kendi kesimlerine! Hesabını bilmeyen öküz senede bir çift boynuzdan olurmuş. Bunlar her gün oldular!
ŞİMDİ GÜNAH ÇIKARTMAYA ÇALIŞIYORLAR. Sn. Başbakan alabildiğin sıkıntılı. Ki şimdilerde geçmişe bakıp bakıp melankolik ifadelere sardığı kelimeleriyle, “Biz bu duruma düşecek parti mi olmalıydık” diyor!
Oldular ama! Mesela bugün, dünün CTP’sine büyük ve etkin destek veren KTOEÖS eğer bir değişim olmazsa tüm okullarda, zaten hiç bitirmedilerdi, greve gidiyor. Niçin?
Bırakın isteklerini. Bırakın o CTP hükümetinin diyetini ödemek için öğretmenler kesimlerine kıdemlerden tazminatlarına, şefliklerinden uyduruk makamlarına kadar kıyaklar çekerek ek paralar pompalayak, çalışma saatlerini azaltarak imtiyazlı sınıflı bir mesleki zümre yaratmasını. Bırakın verdikçe “daha daha” diyen isteklerin bitmemesi gerçeğinde yine de bu sendikalara yaranamamasını. Karşısına Türkiye, Türkiyeli düşmanlığı ile çıkmalarını. Bırakın askere yönelik “gitsinler” politikalarını!
Sonuçta bunlar da CTP’nin yarattığı o tahtadan kalelerdirler. Halk indinde üfürülse uçup dağılacaklar. Fakat söz konusu hükümet oldu muydu bu tahtadan kaleler sanallıklarına karşın Mağusa hisarları kadar kavî oluyorlar! Çünkü ayni bünyenin, ayni misyonun, ayni beynin ayakları kolları bunlar. Dört yıl önce değil, yirmi yılı aşkın süredir birlikte yetişip birlikte dürüdüler. Şimdi biri sağa çekerken öteki sola gitmekte, biri kara derken öteki beyaz demekte. Hesaplaşıyorlar ki Hükümet bir yana bunlar bir yana. Tek amaçları var “memleketi kimin yöneteceği!” Kavga bu nedenle sürüyor.
PEKALA AMA BU HALK CTP bünyesinin iç hesaplaşması uğruna bu kaosu, huzursuzluğu yaşamak zorunda mıdır? Bunların derdi sorunu mudur halkın derdi sorunu? Hangi hak hukuk, hangi siyasi etikte yazılıdır. Bir siyasi iktidar partisinin kendi bünyesel hesaplaşmalarını Devlete yansıtıp halkı huzursuzluğa müstahak etmesi!
Sonuçta şöyle demez misiniz? “Çekilin Devletin kaderinden, gidin dışarıda kavga edin. Yeter sizden çektiğimiz!”