Meliz ve Dilek başarılarıyla KKTC’nin çapını aşıp yetmiş milyonluk TC’nin atletizm milli takımında yarışan iki genç kızımız. Dünya atletizminde adlarından söz ettirebilmek için geçerli olması gereken derecelere ulaştı ulaşacaklar. Geçtiğimiz günlerde Türkiyedeki genç atletler yarışmasında Meliz 400 ve 200 metre rekorunu kırdı.
Devre devre ilkokullardan liselere kadar öğrencilerimiz, milyonlarca öğrencileri olan Türkiye’de çeşitli spor dallarında yarışmakta mutlaka derecelere girmektedirler. Seviniyoruz. Onca siyasi arbedeye, ambargolara, uluslararası karşılaşmalardan tecrit edilmişliklerine karşın öğrencilerimizin çeke söke, kan tere batarak kazandığı başarılardır bunlar.
Ve Türkiye yahut AB veya Amerika’daki üniversitelere girebilme talihini yakalamış öğrencilerimiz vardır. Bir kez o üniversitelere girdiler mi bırakın mezun olabilmeyi, iyi biliyoruz, “aman üniversitede kalın, asistan olun, masterliğinizi yapın, önünüz açık” teklifleriyle karşılaşmayanı yok.
NE DİYORLARDI: Barış harekâtının hemen sonrasıydı ve TC’nin Kıbrıs Türk insanına aklı ile bakan aydın kesimleri şöyle diyorlardı: “Büyük gemileri küçük çatanaların çektiği çok görülmüştür.”
Kıbrıs Türk insan unsurunu Türkiye’yi bile değiştirecek önemsemeyle üstünlükte görüyorlardı. (Belki başarılamadı, zaman içinde biz değil, onlar bizi değiştirdi, ayrı konu!)
Bir süre önce hatırlattıydık yeniden hatırlatalım. Kıbrıs Türk insan unsuru öğretmenlerinin eğitim ve öğrenim tedrisinden geçerek yetişti.
DEVAM EDELİM: İşimize geldikçe ulusal mücadelenin öncüleri öğretmenlerdir denilir, şehitlerinin adları rahmetle anılır. Bu öğretmenlerdir ki ilk kez memleketteki uydu ve sarı sendikacılığı yıkmışlar, “sendika böyle olur” dedirtecek sendikalarının kurucuları olmuşlardır.
Ve unutmayın: Bu öğretmen Annan planı propagandasında öğrencisiyle vardı meydanlarda. CTP’ye destek için!
Ve atlamayın: Bu öğretmene “bu memleket bizimdir” dedirterek tapu kaydı yaptıranlar da CTP’dir, geline dikile “askersizleştirme” bağırmaları arasında Türkiye’ye tos attıranlar da!
Hep şu nedenle: Statüko yıkılacak, Denktaş ve statükocu taraftarları gidecek, memlekete barıştan, çözümden yana iktidar gelecek, Türk halkına kurtuluşu armağan edecek! Vaad eden CTP, vaadlerin peşinde koşanlar öğretmenlerdi!
Öğretmenleri mesleki ve toplumsal işlevleri nedeniyle olumlu yahut olumsuzluğa koyar, beğeniriz yahut beğenmeyiz. Fakat onlar her devrede her zaman etkinliğince ve siyasetin şah damarında atarak vardılar.
İŞTE BUGÜN halk katlarında bu öğretmeni suçlu sandalyesine oturtmuşlar “tu kaka” diyerek mahkûmiyet fermanını okuyorlar. Hem de kimler? Asli görevi öğretmene sahip çıkmak olan Eğitim Bakanı! O öğretmeni muhalefetten iktidara taşınırken tepe tepe kullanan CTP hükümeti! Her devrede siyasi çıkarlarına uygunluğunca “öğretmenim” diyerek kitlesel ve sendikal desteğini sağlamaya çalışan örgütler…
Ki öteden beridir o öğretmeni kendilerinden yana ve kendileri için çalışması gereken zümre olarak gören siyasi iktidarlardır ki kazanılmış haklarını da verdiler, istenilenleri de…
Pekala şimdi ne oldu da bu öğretmen sendikası ile birlikte “tu kaka” oldu? Nasıl oldu da “terbiye edilmeleri” gereken sınıf durumuna düşürülmüşlükleriyle verilen hakları yenmek istendi? Ve bu yollarda halk katlarında “öğrencilerinin eğitimini gasbedenler” propagandasına kondu?
CEVAP: Komünist rejimlerde “sahib’i mutlak” siyasi iktidar kadrosudur.” Ona biat edildiği sürece ikbal ve iltifat görülür. Eğer iki bin dört yüz üyesiyle sendika bu Hükümete desteğini sürdürüp alkışlarını eksik etmeseydi; bugün “çoktur” denilen o hakların katkatını da alarak CTP iktidarının cici ve demokratik gücü olarak yerini koruyacaktı. Kavganın nedeni bu kadar açık seçiktir işte!