Vakti zamanında öğrencilerimin derslerine karşı ilgisizliği canımı sıktı mıydı, “bakın derdim. Ben size öğretmek için her ay Devletten para alırım. Çatlasanız da işim olan eğitim öğrenimi size vermek için uğraşacağım. Dolayısıyle canımı da sıksanız bu öğrenimden kurtulamazsanız…”
Öğretmenlik ne kutsaldır ne ana babadır dediğimin üzerinden yıllar geçti. İlle de ona ayrıcalık verecekseniz, her meslek ne kadar önemli ve kutsalsa o kadar kadar önemlidir. Nitekim maaşı ile hakları arızalandı mıydı bu öğretmen greve de gider, kutsal mutsal lafına aldırmaz öğrencilerinin eğitim günlerini de yer!
Böyle olduğunu KTOEÖS’nın son grevinde gördük. Ve ekledik: Okullarla öğrencileri tapuları üzerlerine çıkartılmış yetki ve sorumluluk sahipliğinde sadece öğretmenler olarak nitelerseniz yanılırsınız. O yetki ve sorumluluk her şeyden önce Devletin ve eğitimle ilgili birimlerinindir de.
Dolayısıyle iki haftadır devam eden grev nedeniyle öğretmen yerle yeksan edilip yıpratılır, “öğrencisinin eğitim hakkını çiğnedi” denilerek toplum katlarında mahkûm ettirilirken bunu da hatırlattıktı. Nitekim bu krize hiç gerek olmayacağının ispatında işte o “asıl” dediğimiz yetkili ve sorumlu olan Başbakan çözüm bulabileceğinin ispatında “kıdemli öğretmen tanımının öğretmenler yasasına konulacağı” açıklamasını yapverince grev sona erdi.
Şimdi, “meğer Başbakan’ın iki dudağı arasından çıkan sözler nelere kadirmiş” mi diyelim? O halde neden o kadir kıymet iki haftalık eğitim arbedesinde kullanılmadıydı? Yenme yenilme meselesi mi? Siyasi irade ispatı kavgası mı? Sen ben inadı mı? Tümü de bu son grevle Hükümet ve Sendika arasında hesaplaşmaya dönüşmüşlüğüyle salındı. Ve iddia ediyoruz: Sadece öğretmen kaybetti, daha doğrusu el birliğiyle kaybettirdiler! Zaten imaj zaafiyeti vardı, şimdi “grevci ve öğrencilerinin eğitim hakkını yiyen öğetmen değerlendirmesinde beter yargıya sokturuldular!
İşte yansımasının ispatı: Grev bitti şimdi de öğrencileri, “bizim hakkımız ne olacak, sınavlar olmasın” gibi abuk isteklerle bağırtarak, öğetmenlere karşı yeni salvo atışlarına giriştiler! Yani hesaplaşama hâlâ sürdürülüyor, öğretmen töhmetin altında hırpalanıyor! Sadece yazık diyoruz!
YENİ STÖ’LERİ
Annan planının gündeme geldiği günlerde peşpeşine örgütler oluştuydu. “Mutfak çalışmaları” gibi hiç tanımadığımız kavramlarla tanışmamız bir yana her örgütün “para” anlamına geldiğini de öğrendiydik! Görüşmeler başladı bu kez önüne günün modasına uygunluğunca “barış” konan örgütler oluşmaya başladı!
Tabi bu barış şampiyonluğunu, yıllardır Lidra Palace’ta Türk Rum siyasi parti temsilcilerinin toplantılarını organize edip ev sahipliği yapan Slovakya elçilerinin elinde tuttuğunu unutmamak gerek!
Şimdilerde ise adı “The Management Centre” olan bir yeni örgütle tanışıyoruz. Sloganları, “gönüllü ol, mutlu ol!” Tabi ki BM’lerin UNDP desteğinde Kıbrıs’ın Türk Rum tüm STÖ’lerini bünyesine katılmaya davet ediyor. Üstelik biz KKTC’de bini aşkın STÖ’ü enflasyonu yaşanıyor yakınmasındayken, bunlar, insanların sadece 5’de üçünün örgütlerde çalıştığını söyleyip sızlanıyorlar!
Yok, örgütlenmeye karşı olduğumuzdan takılmıyoruz bu tip olaylara. Çok kısaca her yeni örgütün bir yeni “kamp,” her kampın bir yeni bölünme olduğunu ve de “eğer içine akacak para yoksa değil örgüt kurma, iki kişiyi bir yere getirmenin bu memlekette mümkün olmadığını söylemek istedik. (Yani nerde bir STÖ’tü orada para!)
Battık mahfolduk diyerek sızlananlara önerimizdir. Girin bir “dıştan kurmalı” STÖ’ne kapın parayı, ne sızınız kalsın ne de yaranız!