Olanların detaylarına girmeye gerek yoktur, sadece kaba başlıklarını yazıp önce bir hatırlatma yapıyoruz:
Bir süredir UBP’li İrsen Küçük Meclis toplantılarında Mağusa’da denizden su arıtma tesisi ihalesiyle ilgili olarak hükümeti sorgulamaktadır. İddiası ÖRP başkanı ve Başbakan yardımcısı Turgay Avcı’nın kardeşine usülsüz ve pahalı ihalenin şaibeli bir şekilde kazandırıldığıdır.
Dome olayı bitmemiş, son tepki “bu memleketin sahipsiz olmadığını” göstermek için Serdar Denktaş’lı DP tarafından Otel önünde bir protesto gösterisinde ortaya konmuştur.
LAÜ’de olaylar devam ederken yeni gelişmeyle ödeneksiz izne çıkartılan öğretim görevlileri için Mahkeme’den ara emri alınmıştır.
Geçitkale Havaalanı ihalesi Asil Nadir’in CAS şirketiyle ihtilafa düşmesi sonucunda hem ihaledeki usülsüzlük hem de şirket aleyhine açılan iki dava ile birlikte krize dönüşmüştür.
Merkez Bankasında yüzde doksan oranında Memur Sen’le Banka Yönetimi uzlaşmaya vardıkları halde bankanın “uzlaşı maddelerini” protokol haline getirme yetkisinin olmadığını söylemesi nedeniyle sürtüşme devam etmektedir.
Sn. Soyer, “tüm kesimler elini taşın altına koymalıdır” diyerek kuraklık yükünün sadece çiftçi ve hayvancıların sırtında olduğu” yaklaşımını kabul edemiyeceğini söylemesine karşın bu sektörlerde huzursuzluk güngünden daha çok artmaktadır.
Turizm Bakanı Şanlıdağ her açıklamasının ardından etki tepki bombardımanına uğramaktan bunalmış olacak, bu kez tümü de varsayımlara dayalı oluştan öte gitmeyen turizme yönelik hayallerini müsteşar ve müdürlerine anlattırtmaktadır!
Eğitim Bakanı zar zor atlattığı Öğretmenler grevinin ardından KKTC’de ilk kez öğrencilerin kazan kaldıran yeniçeriler gibi yollara dökülüp “sınav istemeyiz” deyivermelerini, “emriniz olur” diyerek hale yola bağlarken bu kez şu İngilizce tedrisat yapacak okullara yönlendirme sınavına başlayarak yeni bir kaosa daha adımını atmıştır!
ÇOK UZATMADAN SADEDE GELELİM: Bir yandan Hükümeti “şaibe ile töhmet” sarmakta, öte yandan “icraatlar açmazları” sıkboğaz etmekte!
Oysa ne diyorduk: “CTP uzun muhalefet yıllarında bozuk düzenlerin hışmına uğramış parti olarak iktidara geldikte, inanıyoruz ki reformist içerikli düzenler yaratacaktır.”
Değil mi ki halktan yana ve halk için bir Sol partidir. Siyasi tutumuna katılmamış da olsak, bünyesel sorunlara akıllıca yakalaşacağı umudunu hep taşıyorduk.
Oysa Hükümet, son döneme oturmuşluklarıyla yukarıda sadece bazılarını hatırlatıp olumsuzluklarıyla salınan üstelik cevapları ile açıklamaları yapılmayan olaylar altında kalarak boğulmuştur!
Bu kadarından sonra bile kaygı ile sormamak mümkün değildir ama: “Ne oluyoruz?” Neden türlü çeşitli sendika ve birlikler başkaldırı spazmına tutulmuşcasına Hükümete karşı isyanı oynamaktalar?
Hem de siyasi sorununun görüşmeler aşamasına geldiği “umutlu yahut umutsuz bir çözüm beklentisinin söz konusu olduğu böylesi bir dönemde! Ki hatırlatalım: Rahat, rölantiye yatmış, sabırla bekleyen toplum oluş aklının kullanılacağı bir siyasi kader aşaması döneminde!
ŞİMDİ ŞÖYLE DİYEBİLİR MİYİZ: Yoksa birileri düğmeye mi bastı? Geçmişin klasiğine bulaşmış hani şu her taşı kaldırdığımızda “altında CİA vardır” dediğimize nazire bugün süregelen görüşmeler safhasında da KKTC bünyesi özellikle mi kaosa sürükletilmek istenmektedir? Halka, “Bıktık usandık, nasıl olursa olsun yeter ki artık bir çözüm olsun” dedirmek için mi?
Sümme haşa! Siyasi felaketler teorisi üretecek ne kabiliyete ne de niteliğe sahibiz! Ancak eğer şukadarcık bir halk kesitinde kıyametler kopartmak için adeta özellikle uğraşan bir CTP-ÖRP hükümetini yaşıyor, bu Hükümete karşı dikilmedik başların kalmadığı başkaldırıların yarattıkları bunalımlarla sarmalanıyorsak; inanın aklımıza, olanlara “komplo teorisi” kulpu takmaktan başka verilecek bir cevap gelmiyor!