Her sabah bir paket cıgara ile altı yedi gazeteye “bismillah” diyerek on beş YTL’yi tosladıktan sonradır ki başlayan yeni güne “merhaba” deriz. (Halkın Sesi kaç zamandır bedava dağıtılıyor biz çatır çatır para ödüyoruz!)
Ve önce şöyle bir göz atarız gazetelere. Gün ve dün manşetlerde nasıl yansıyor? Kıbrıs’ın mezarlığa dönmüş arka sayfalarındaki ölüm duyurularınca kimler Allah’ın rahmetine kavuştu? Yine hangi hayvan bir kadına zorla tecavüz etti? Trafikte hangi canlar yitti? Görüşmeler ne alemde? Hangi sendikanın grevi var, hangileri devam ediyor? Soyer ne dedi, Sn. Talat ne söyledi, hangi emtia zam yedi falan… (Köşe yazılarını yazımı yazdıktan sonra okurum.)
Gazetelere yarım saatlik göz atma, yeni güne dünden kalan “felaket tellallığını” devam ettirmek için yeter de artar bile! Ya memleket battı gidiyor ya ufuklar karardı fırtına kopuyor! Ağlayabilseydik eğer gözlerimiz kan çanağına dönecekti! Gülebilseydik ağlanacak halimize, soluğumuz kesilecekti! Feryat edebilseydik sesimizi yitirecektik…
Hiç birini yapamadan kaskatı olmuş beynimizle yüreğimizi tutun ki Köşemizdeki yazıya koyacağız. “Alın size bir yeni felaket tellallığı daha!” Yeter ki kim okursa Köşemizi, yüreği beterince karalar bağlaya!
BU KEZ ÖYLE YAPMADIM. Gazetelere belki bulurum umudunda olumlu ve sevindirici hangi haber var diyerek baktım.
Buldum da: “Sütlerimiz temiz. AB’nin mali yardımı Rum’un engellemesini çekmesi sonucunda başladı başlayacak. Kiralık araçlar artık Güney’e sorunsuz geçebilecek. Yeni Rektör Taneri ilk hedeflerinin DAÜ yasasını çıkarmaları olacağını söyledi. Surlariçi esnafına düşük faizli kredi veriliyor. Gençler sahilleri temizliyorlar. Yakın gelecekte Mağusa’da kanalizasyon çalışmaları başlayacak. Ebru Şallı fuara geliyor…
Başka? Yetmez mi? Tutun ki bir iki katre şekeri için koskoca harnıbı yemeye. Küçücük küçücük sevinçleri de çok görüp alıp götüren olaylardır ötesi okuyup , duyup, bildiklerimiz…
Ve bir şeyi daha biliyoruz: Bu ülkede yaşamak zor zanaattır. Ki bir gün elit kesimden bir hanımla laflıyorum. “Hayatımızı diyorum bitmez tükenmez sorunlar içinde yoğurmak bir yana çatır çatır yiyiyoruz.” “Niçin diyor. Huzura ermek elinizde. İlle de girin sorunların içine canınızı yeyin diye sizi iten mi var? Rahat olun, bırakın akan suyun önünü keseceğim diyerek didinmeyi. Görülecek, okunacak, seyredilecek, yaşanacak, yenecek ne güzellikler var. Onları bulun, onları yaşayın…”
“İyi ama diyorum, o söylediklerine duyduğumuz hasretten değil midir ki önlerindeki sorunlar kalksın diye uğraşmamız. Uğraşmazsak eğer kim yaratacak güzel gelecekleri? “İlle de üstüne vazife mi, görevin mi” diyor elitinden hanım. Ve ekliyor: “Sizler akıllı insanlarsınız, hayatınıza güzellikler katmak elinizde.”
Cevabım iflah olmaz inatta: “İyi ama akıl olayı değil ama her duyarlı olması gereken insan yaşanası güzelliklerin duymak için sevinçlerini, çekilip pussa köşesinde meydan kime kalacak? Uğraşan akılsızlarla namussuzlara değil mi? Oysa ne diyordu İnönü, “bir memlekette namus erbabı en az namussuzlar kadar cesur değillerse ciddi iş görmeye imkân yoktur.”
…Tutun ki bugün en azından felâket tellallığı yapmadık. Yarın yine gıcırdar dişlerimiz ve siz duyarsınız!