Memorandum’un siyasi literatürde “muhtıra” olarak mı anlamlaştırılması gerektiğini doğrusu çok iyi bilmiyoruz. Kelime Hristofyas ile İngiltere dışişleri bakanı Gordon Brown tarafından Kıbrıs sorununa yönelik görüş birlikteliğine vardıkları ikili görüş birliğine imza atmalarıyla ayazlandı.
Hatırlanacaktır, geçen yıl da TC ile İngiltere arasında “Stratejik İşbirliği Anlaşması” imzalanmıştı. Ona da Rum tarafından büyük tepkiler gelmişti ki bu şimdikine de bizim taraf tepki gösterdi. Doğrusu sözcü Erçakıca’nın Memorandum’a ilişkin açıklaması zehir zemberekti.
Çünkü kapsamında GKRY’nin Kuzey’deki Türk halkı için “aldım” dediği önlemlerin siyasi falso olacak tescili yanısıra, “adada ayrı bir politik varlığın tanınıp yükseltilemeyeceği” de vurgulanmakta.
Erçakıca memorandum’a “İngiltere’nin aymazlığı” demekte, “adada iki ayrı politik varlık vardır” açıklamasını yapmakta ve özellikle zehir zemberek dediğimiz şu ifadelerle tepkisini göstermektedir:
“Kıbrıs Türk halkı için önlem almak Kıbrıs Rum halkının üstüne vazife olmadığı gibi bu önlemleri takdir etmek de İngiltereye kalmış değildir…”
TABİ SORMAK GEREKECEK: İngiltere neyin peşindedir? Erçakıca zaten vurguladı: “İngiltere adadaki üslerinin sorun haline getirilmeye çalışılmasından tedirgindir.” Dolayısıyle bu üslerin kaderinde etkin olacak GKRY’ne destek atışı yapıp şirin görünmek hesapları içindedir. Tutun ki bu birinci nedendir.
Ancak İngiliz budala değildir. Hem TC ile Stratejik Araştırmalar anlaşması yapacak, hem Hristofyas’la adadaki Türk halkını Rum’un emrine koyacak mutabakata varacak! Ki bugüne kadar AB içinde Fransa ile Almanya’yı Türkiye karşısında kayırıp Kıbrıs sorununda dengeleri koruyan İngiltereydi. ABD’nin bile siyasi akıl hocalığını yürüten İngiliz’in şimdi hem de görüşmelerin devam ettiği bu aşamada çok amiyane ifadesiyle “yediği herze” nasıl izah edilecek?
Soruya cevap vermek çapımızı aşar. Ancak ne dedik: “İngiliz budala değildir. Dolayısıyle ne yaptığını sadece bilmez, yaptıklarını gelecek zamana kendi ülkesel çıkarı için yansıtır. O zaman “biliyoruz” dediğimiz bu İngilizi denkleme vururuz.
ŞÖYLE Kİ: Bir süre önce İngiltere Dışişleri Bakanlığı Üslerin bölge koşulları nedeniyle kapatılmalarının yahut başka yere taşımalarının mümkün olmadığını açıkladıydı. Dolayısı ile çözüm olursa üslerin tehlikeye gireceğini bilmektedir. Koçanlı üslerini korumak, garantör ülke oluşunu sürdürmek, yanısıra Kıbrıs’ı İngiliz Uluslararası Topluluk içinde tutmak gibi İngiltere’nin bölgedeki çıkarlarına dayalı bir çözümü hedeflemesi de stratejisi olur. Bunu başarmak içinse çözüme değil çıkarlarının devamını sağlayacak çözümsüzlüğe prim verir. Bu da çok kolaydır, alır Hristofyası karşısına Türk’ün tepki göstereceği ne kadar Rum patentli siyasi olay varsa hepsini de memorandum diyerek ikili anlaşma yapar. Bu kadarı da zaten enten püften olan görüşmelerin beterince dinamitlenip berhava edilmesine yeter, görüşmeler Hristofyas’ın tatsızlıkları nedeniyle kesilip biter!
Türk de kaybeder Rum da! Kim kazanır? İngiliz tabi!