Kim derdi koskoca BM’ler Genel Sekreterinin siyasi işlerden sorumlu Pascoe’si iki günde Kıbrıslı olacak. Adam üçüncü gün kahve telvelerine bakmaya başladı! “Üç gün mü, üç hafta mı, üç ay mı” demedi ama “çok uzak olmayan bir zamanda görüşmeler başlayacak” dedi.
Ki bu görüşmeler Gambari anlaşması ile Talat Hristofyas mutabakatında saptanmıştı. Üç ay süreyle Komitelerle Çalışma Grupları görüşüp sorunları yuvarlayıp bohçalayacaklar sonra da Sn. Talat’la Hristofyas’ın önüne koyarak hadi devam edin diyeceklerdi.
Ne var ki gayri ciddi memlekette gayri ciddi görüşmeler olur. Hele görüşecek olan Güney’li Hristofyas ise! Sonuçta nice Gambari’ler harcadı bu ada. Şimdi bir lokmalık Pascoe’si mi gurgurasında duracak. “(Laf vakti zamanında Denktaş’a tos atarak yerine konacağını zanneden eskilerin başbakanı şimdilerde UBP’nin bünyesinde muhalefet yaparak yeniden başkanlığa aday olan Eroğlu’na aittir. Diyordu ki Sn. Denktaş’a, “o benim gurgurumda kalır!” Tabi Denktaş gitti gurgurası boş kaldı! Hayır kalmadı, şimdi de Ertuğruloğlu’nu buldu!)
Ne diyecektik? Pascoe de şaşırdı! Yakında saçını başını yolarak çılgınlar gibi krizler geçirir. Hele daha bir girsin işin içine!
DEVLET OLMAK KOLAY MI
1974’lerden hemen sonra Güney’deki polisiye olaylarla sevindilerdi. Öbür tarafa bakıp bakıp, “Ortadoğu’nun casusluk merkezi oldu da dediler, kara para aklama bölgesi de.” Filistinlilerle Yahudilerin dalaşması bombaların patlamasına vardığında, Rus Mafyası’nın off shore bankalar cennetine dönüştüğünde de “işte Rumlu Güney budur” diyerek keyflerinden esneyip ekledilerdi:
“Kuzey’de ılgıt ılgıt barış ve huzur rüzgârları esiyor!” Bizse “durun bakalım diyorduk. Henüz Devlet oluş mertebesine ulaşmadık. Hele bir olalım, memlekete turist, yatırımcı, ziyaretçi gelsin, açılalım saçılalım, o zaman bakarız ne olduğumuza” diyorduk.
Çok da gitmedi esrarlar araba lastikleri içinde sahilllerimize vurduğunda, “işte şimdi devlet olduk” deyiverdikti!
Büyüdükçe küçülmek kader değildir. Fakat Devlet olmak zordur. Eğer o devletin harcını hukuğun üstünlüğü ile değil, “hırsızlıkla rant ekonomisi olarak yoğurursanız tabi!
CTP Hükümeti böylesi bir Devlet yapısını eleştirerek geldiydi iktidara. Kısaca hem bozuk düzenleri değiştirecek hem de sebebi olan statükoyu kıracaktı.
Başaramadı! Sorunların altında kaldı, siyasi çözüm iddiasını yitirdi, kıracağım dediği statükoya yeni dürüyen statükocular koydu, bozuk düzenlere bozuk katkılar uladı.
Ben açık yazayım: Kendi adamları, kendi partilileri tarafından kandırıldı! ÖRP tarafından iğfal edildi! Bir Hükümet’e eğer kendi partilileri bayda atarsa çekiverin kuyruğunu!
Nitekim en büyük başarısı KKTC’ye bir “Kıbrıs İnsanı” tipi daha armağan etmesi oldu! Aynen UBP dönemlerindeki gibi. Al sat sat al, bastır kap kap bastır, becer de nasıl becerirsen becer…”
Kalkınma Bankası’ından Rum’un arsalarına, onca teşvik para pompalamalarına karşın STÖ’lerine yenik düşmesine, naturasındaki sendikacılığa karşın Sendikalar karşısında ters yöne yatırılmasına kadar… Oysa ne diyordu Soyer:
Bütün amacımız kapılar da açıldıktan sonra Türk halkının gelir düzeyini yukarılara çekerek aradaki farkı en aza indirmekti. Türk halkını eğer Güney’le rekabete sokacaksak kendi halkımızı buna hazırlamalıydık. Bütçenin delinmesi pahasına yaptık bunu. Kişi başına düşen milli geliri yükselttik. GSMH’lıyı artırdık, Tranferleri iyicene aşağılara çektik falan…
Fakat CTP’lileri bu gelişmelere ortak edemedi! Hesap sormak için geldiği iktidarda hesap vermek durumunda kaldı. Büyük hüsran!