Siyasi özürlü oluş kaderinde yaşamak zorunda kalırken “barış” mı istemeyiz? Hele çözümü. Kaldı ki savaşan bizdik. Barışı bizim kadar kim bilebilir?
Fakat dışımızdaki Kıbrıs kepçeleri sürgit soruna bu mantıkla bakmazlar. İki halkın niçin savaştığını, 1974 Barış Harekâtının neden kaçınılmazlıkta gerçekleştiğini, adanın Kuzey-Güney olarak neden iki bölgeye ayrıldığını, Türk halkının niçin Türkiye’ye sığınmak zorunda askerini kesinlik ve kalıcılığı ile bünyesinde istediğini, falan…
Sorgulayıp anlamaya çalışmazlar. Yahut çıkarlarına uygun olmadığı için, bilirler fakat anlamak istemezler!
…Geçtiğimiz günlerde bu yargının içine koyacağımız “dıştan patentli” bir yeni girişim daha salındıydı. İlle de Türk Rum halkların “birleşik Kıbrıs’ı” oluşturmak efkârında, adı “The Manegement Centre” olan Yöneticilik Merkezi BM’ler UNDP-ACT iki toplumlu etkinlik çağrısında bulunduydu. Parolası da çarpıcıydı: “Gönüllü ol mutlu ol!”
HAYIR: Gönüllü ol kap parayı! Ki bu flimi Annan planı propaganda dönemlerinde de yaşadıktı, öncesinde de. Elan devam edeni muhterem Slovakya elçisinin (belki ucunda para yok ama) on sekiz yıldır, “güle oynaya Çek Federasyonunu ayırdık, ayrı devletler olarak huzurlu ve mutlu olduk” demesine karşın, Kıbrıslıları birleştirmek için Türk Rum siyasi parti liderlerini Ledra Palace Otel’de bir araya getirip barışçı çözüme alıştırması oyunudur!
GELELİM UNDP DAMGALI MANEGEMENT CENRE İMZALI YENİ GİRİŞİME: Bir kere unutmayın. Bu tip küresel örgütler alt kümeleri olması gereken örgütleri de örgütlerlerken öncelikle ve evvel emirde paranın aslan payını kendileri cebellu eder. Para yoksa örgütlenme de yok!
Tabi ki cevap ve takılacak kulp her zaman hazırdır: “Dünya barışı için!” O barışın kendileri uğraştıkça nasıl beterin beteri olduğu tutun ki bitmeyen İsrail Filistin kavgasında ayazlanır, Ortadoğu’da Irak’la kör gözlere girer, İran’la geleceklerin nükleer tehlikesi olarak büyür, El Kaide ile terörün şahikasına uzanır, Afrika ile şaşkınlığı yaşar, falan!
Bunlar örgütlendirip “globalizm” oynamaya doymazlar ama! Nitekim bu yeni girişimde de “tüm STÖ’lerini çatısı altında toplamaya davet” var. Kuzey’de katılım beşte üçmüş, Güney’de beşte dört. Demek ki Güney bir adım önde. Ne de olsa onlar her devrede, parayı nasıl kapacaklarını bizikilerden iyi becerdiler!
İŞTE İŞİN GARABETİ: Becerdiler de ne oldu? Bırakın Türk halkını bir ortaklık esasında çözüme de ortak etmeyi, Rum’un Türk’e düşmandan öte gözle bakmasını bile başaramadılar.
Buna karşılık adadaki türk’ü kendi tabası gören bu Rum’a 1963’lerden beridir hem adanın Devleti muamelesi yapıyorlar hem de Annan Planına hayır demelerine karşın AB’ye üye yazıyorlar!
Parayı kapan onlar! Devlet muamelesi görüp dünyasal tüm olanaklardan yararlananlar onlar! Elli yıldır Türk halkına saldırıp evini barkını yakıp yıkan, göçe zorlayan, haklarını gasbeden onlar! Olanca çözüm planlarını reddeden onlar!
Amma ve lakin işte bu Rum’lar kayırılıp koltuklanmakta, Türkler ise “girin kanatları altına çözüm olsun” tavsiyesinde oluşturulan STÖ’leri şle kandırılmaya çalışılmakta!
Tutun ki sonuncusunu işte şu bilmem ne BM’ler patentli örgüt gerçekleştirecek. Ha bir tavsiye de bizden! İki üç kişi gelin bir yere, kurun “barış” adlı bir örgüt, sonra gidip kapılarını çalın: “Bize de!” Ne? Para!