Aradan otuz dört yıl geçti. Fakat Barış Harekâtının amacını hâlâ yerli yerine koyamadık. Yoksa bir amaç yok muydu? Olay sadece Makarios’a darbe yapan Yunan cuntası destekli Rum güçlerinin o günlerde söylediğince “enosis”i gerçekleştirmelerinin önünü kesmek, Türk halkına da sıçrayacak bir kıyımın önüne geçmek miydi?
Harekât olmadan önce rahmetlik Ecevit tarafından dünyaya duyurulan mesajlar vardı. Elbet “amaç” o mesajlar içindeydi. “Garantör ülke olarak adaya barış ve huzuru getirmek, Türk halkının can mal güvenliğini sağlamak…” Sonrası politikalarda ise adil ve kalıcı bir çözüme ulaşmak…
Detaylarla tarihi gerçekleri belgeleriyle ortalara konmuşluğunda bir kalem geçiyoruz. Menkıbeleri konumuz dışına itiyoruz ve aradan otuz dört yıl geçmesine karşın hâlâ cevap vermekte zorlandığımız soruları bir daha tekrarlıyoruz:
BARIŞ HAREKÂTI RUMDAN KURTULMAYI MI AMAÇLIYORDU: Dolayısıyle 1974’ün hemen ardından Kıbrıs’ın Kuzey-Güney olarak ayrılması bu hedefe yönelik bir çözümün planı mıydı? Yoksa rast gele bir kaçınılmazlıkta özellikle Türk halkının can mal güvenliğini sağlamak için oluşturulmuş bir coğrafi bölünme miydi? Yoksa “taksim” fikrinin fiilen gerçekleştirilmesi miydi? Adı neden “Otonom Kıbrıs Türk Yönetimi” olarak konduydu?
YOKSA AYRI BİR DEVLETE SAHİPLİKTE Türkiye’ye bağlı bir Kuzey Türk Devleti oluşturmak mı amaçlandıydı? O zaman da neden Güney’in hilafına “Otonom” yerine tek kanatlı bir siyasi tasarrufla “Federe Kıbrıs Türk Devleti” statüsüne geçildiydi?
YA KKTC? İLANI SADECE DENKTAŞ’IN SİYASİ İRADESİYLE Mİ OLDUYDU? Olayı, AB Konseyinde Rum’un iki Rum parlamentere karşılık bir Türk parlamenterin de bulunmasına karşı çıkması ve adanın sadece kendileri tarafından temsil edildiğini iddia edip bunu onaylattırmaları üzerine, “artık Kuzey’de bir Türk Devleti ilanının kaçınılmaz” olduğuna oturtmak mümkün. Sadece bu kadar mı? Devlet mertebesine ulaştıktan sonra neden şimdilerin “birleşik Kıbrıs” adlı federal arayışı söz konusu oluyor? Türk halkı olarak ileri mi gidiyoruz gerilere mi düşüyoruz? (Süreç elbette ki barışçı çözüm arayışlarında cevabını bulmaktadır. Bizim aradığımız ise başından beri olması gereken kırmızı çizgilerimizdir. Ki bunun hüsranını Annan planının kabulü ile yaşadıydık!)
VE ERDOĞAN’A BAKIYORUZ. Dünkü yazımızda 34 yıldır Rum’a tek tırnaklık ödün verilmediğini, Türkiye’nin KKTC’nin arkasında durduğunu yazmıştık.
Şimdi konuşmasındaki şu cümleleriyle Erdoğan’a bakalım: “…Şu anda bu itibarı kazandıran Anavatan İktidarı bilesiniz ki bundan sonra daha fazlasını elde etmedikçe asla geri adım atmaz. Bu ilerisi nedir? Kurucu eşit devlet. Bu olacak. Bu başarılmadığı sürece bizler garantör ülke sıfatıyla kalkıp da azınlık hukukuna tabi ol, bilmem ne yap, böyle bir şeyin içinde yer almayız…” (Ve Türkiye’nin etkin garantisinin kesinlikle devamı demektedir..)
Dolayısıyle bir kez daha anlıyoruz ki Türkiye iki Devlet esasında siyasi eşitliğe dayalı ve TC’nin etkin güvencesini içeren bir çözümden yanadır.
ŞİMDİ TÜMÜNÜ TOPLAYIP SORUYORUZ: Pekala görüşmeler bu hedefe yönelik bir stratejide mi seyrediyor?
Ve başında sorduklarımıza dönüyoruz: 1974’den beridir Rum’un etki tepkisine göre oluşturulmuş politikalarla adım adım ayrı bir Türk Devletini çakmaya yönelik siyasi süreç söz konusu olmaktadır. (Denktaş dönemleri.) Ancak sonrası politikalara baktığımızda halkın böylesi bir ulusal kimlikli siyasi hedefinin olmadığını görüyoruz.
Mesela kerhen de olsa Sn. Talat’ın Hristofyas’ın “tek egemenlik tek yurttaşlık” isteğine muvafıktır demesi, KKTC’nin varlığı ile nerede örtüşmektedir? Yahut “birleşik Kıbrıs” efkârı ile ayrı bir Devlet statütüsü nerede buluşacaktır? Dahası tümden AB üyesi olacağımız gerçekte Kuzey hangi siyasi ve hukuki formatın içine sokulacaktır?
KISACA: Kafalar dün de karışıktı bugün de. Bildiğimiz tek gerçek Türkiye’de hangi parti iktidara gelmişse Kuzey Kıbrıs’a koyduğu ulusal sahiplikle korumacılığını devam ettirdiğidir. Ancak bu gerçeğin içini doldurmak ve amacı ortaya koymak Kıbrıs Türk halkının ulusal iradesini gerektirir. Bizim “olmayan” dediğimiz de budur! Çünkü es kaza Rum’un bir politika değişikliği ile Ankara’nın Kıbrıs sorunundaki küçük bir zafiyeti Kuzey’i Rum egemenliğinin azınlığına da düşürür, cemaat esamesine de koyar!