Günlere kıran girmedi. 34 yıldır nasıl ki yaşayıp gözlüyorduk, umut edip bekliyorduk, bundan sonrası için de adına “gelecekler” dediğimizin yüzü suyu hürmetine, bekleriz de yaşarız da.
Tabi ki bunun için tahammül, tahammüle ise içbarışla huzur ve afiyet gerekir. Sorun da bu: Gelip giden hükümetler siyasi çözümsüzlüğe uygun politikalarla mı hedef saptıyorlar?
Sonuncusu CTP-ÖRP hükümeti! Dört yılda “şöyle yaptık büyüdük, böyle yaptık geliştik” derken, biz uçmaya hazır ördekler gibi kanat çırpacağız, demez mi? “Bir dakika ama. Bu gelişip büyümede yanlışlık oldu, kantarın topuzunu kaçırdık, memleketin dingilini kırdık, hazinenin dibini bulduk. Dolayısıyle dört yıldır verdiydik, bayıla bayıla aldınızdı. Şimdi de siz verin biz bayılalım!
Bu girizgâhtan sonra bayıla ayıla devam ettiğimiz kader yolunun son durağındaki vaziyeti umumiyesine bakalım:
SİYASİ SORUN NEREDE: Erdoğan’ın söylediği iki kurucu Devlete dayalı siyasi eşitlikle TC’nin garantisini içeren bir federal sistemde mi yoksa Hristofyas’ın Sn. Talat’la anlaşmaya vardığı tek egemenlik tek yurttaşlık esasında mı?
Ki Hristofyas yavaştan yavaştan, “Federe Devletin dönüşümlü Başkanlık sistemiyle yönetileceğini” anlatıp Merkezi Devletin tek egemenliği tek yurttaşlığı olacağını söylüyor. Tabi Türk tarafının siyasi eşitlik isteğini unutmuyor, “o da olacaktır” diyor! Ancak ekliyor: “Son söz Ulusal Konsey’indir!” (Siyasi gelişmeler bu minval devam ediyor!)
GELELİM BÜNYEMİZE: Parkinson hastalığından muzdarip, olduğu yerde elinde değil, durup dururken oynayıp zıplıyor. Sonuncusu, başından beri “bu Sağlık Reformu bir işe yaramayacaktır” dediğimize nazire bizi utandırmadan bir ayağının daha yasa haline gelmesidir.
Bileceğimizle bileceğiniz eskiden olduğu gibi doktorlar yine hem hastahanelerde çalışacaklar hem özel klinikleriyle özel hastahanelerde. Değişiklik sadece mesai saatlerinde olacak: İşe sabah sekizde başlayacaklar, öğleden sonra üçe kadar. (Siz ona saat dokuz on’dan, bire ikiye kadar deyin!) Ondan sonra kuşlar kadar özgürler. İsterlerse bakkal dükkânı bile çalıştırabilirler.
VE KAÇ ZAMANDIR Veterinerler de perindah alıyorlardı, nihayet atladılar. “Memlekette yollara çıkmayan, Meclis önüne uğramayan, Başbakan’nın kapısına dayanıp bu vesile ile içeriye buyur edildikten sonra çay kahve içmeyen tek mesleki kesim kalmadı, alemin pısırığı mıyız, biz de varız” diyerek eylemlerini yapıverdiler… Kutlarız!
VE TABİ ARAYA SIKIŞTIRMALI: Hükümet mehter takımı gibi oldu. İki ileri bir geri! Geçitkale ihalesinde Asil Nadir bombardımanı başladığında Usar’ın tepkisel sesi kulakları deldiydi. Çok gitmedi bir geri adımla Geçitkale ihalesi iptal edildi! Eh, artık bu havaalanını Nadir’e bahşederler, zaten hakkıydı.
…İpsaro üzerine kıyametler kopartıldığında da Taş ocağınının çalıştırılmasını iptal ettiler! …Ve bir öteki: Orada bir köy vardır adı Ardahan’dır. TC’lilerle kaimdir ve de geçtiğimiz seçimlerde oylarını CTP’ye kaydırmamak gibi çok kötü sicile sahiptirler! Bu nedenle hem yolları yoktur Mağusa’ya ulaşacak, hem suları yoktur bir damlasını kullanacak! Onlar da dün “protesto” diyerek yürüdülerdi!
VE MÜJDE: Motorlu Araçlar ve Yol Trafik Yasa Tasarısında yapılan bir değişikle ruhsatlar yeniden zamlandı. Nedeni de AB normlarına uygunluk sağlamak! Dibi delik hazineyi kurtarmanın yeni adı demek ki “AB normlarına uygunluk” olmuş!
YANİ bir iki güne sıkışan olaylarıyla “vaziyeti umumiyemiz” bu! Hatırlayın, ne diyordu Başbakanımız: “Vermedi mabut neylesin Sultan Mahmut!” Hadi kalın sağlıcakla.