“İçimizin” aynası “dışımızda” yansıyor. O zaman da Sn. Talat “bu yıl çözüm bekliyorum” dedikçe ne demek istediğini Hristofyas’tan öğrenmeye çalışıyoruz.
Ki hatırlardadır: Sn. Talat çözüm arayışlarını birlikte sürdürdüğü Hristofyas’a “yalan söylüyor” dediydi. Dün yeniden bir araya geldiler!
Buna karşın eğer bu Hristofyas hâlâ yalan söylemeye devam ediyorsa değil bu yıl, sittin sene daha çözüm olmaz! Çünkü bizim Sn. Cumhurbaşkanımız “bugün hava çok sıcaktır” demişse Hristofyas “soğuktan donuyorum” demektedir. Asıl tuhafı ne kadarının doğru ne kadarının yalan olduğunu bilemediğimiz dizi dizi lafları ortalara sermesidir.
HATIRLATALIM: Diyor ki Hristofyas “tek egemenlik tek yurttaşlık konusunda anlaştık.” Sn. Talat bu anlaşmayı, sırf görüşmeleri dinamitlememek için kerhen kabul ettiğini söylese de Hristofyas meram anlamıyor hatta diyor ki “işgale son verilmesi için birlikte mücadele ediyoruz!” (Talat’ın yalandır dediği!)
Hristofyas bu minval üzere devam eden konuşmalarını, beklerdik ki Erdoğan’ın “TC’nin Kırmızı çizgileri” dediklerini “kırmızı çizgilerimiz” diye kabullenen Sn. Talat’ın, “siyasi eşitliğe dayalı, iki kurucu Devletin oluşturacağı ve içinde TC’nin garantisini içeren bir federal sistemden yana” oluşunu açıklamasıyla hitama erecektir.
Hayır, adam devam ediyor ve üzerine basa basa dönüşümlü Cumhurbaşkanlığı konusunda anlaştıklarını, Talat’ın “Rum Cumhurbaşkanının görev süresinin daha uzun olmasını kabul ettiğini, Türk Cumhurbaşkanı göreve geldiğinde daha kısa süreli olacağını” söylüyor. Tabi kafamız karışıyor: “Bunun siyasi eşitlik neresinde!”
Biz bunları düşüneduralım ağzında bakla ıslanmayan Hristofyas ısrarla devam ediyor: “Tek egemenlik, tek yurttaşlık, tek uluslar arası temsiliyeti olan iki bölgeli federasyon. (İçinde iki kurucu devlet yok çünkü Hristofyas’a göre adada zaten bir Devlet vardır. O da kendi Devletleridir!)
Neyse, siyasi sorunla ilgili “söyledi söyledim, söyledim söyledi” hikâyeleri bitmez. Ancak yine hatırlatalım: Gambari süreci ahkâmlarında görüşmelerin başlayacağı gündeme geldikte yalvar yakar olduktu: Söylediğimiz şuydu:
Sn. Talat görüşmelere Türk tarafının kırmızı çizgileri ile oturmak zorundadır. Hatta görüşmeler başlamadan “bizim vaz geçilmezlerimiz bunlardır” diyerek koşul öne sürmelidir..
Nedenini şuna bağladıydık: Bu Rum dediğimiz her hal’u kârda her bir şeye hayır demek gibi kötü bir huya sahiptir. Dolayısıyle mesela Rum için Annan planından daha ehveni olur muydu, onu bile bir kez daha önüne koysanız yine hayır diyecektir!
ANCAK: Ya bir kez “evet” derse ne olacaktır? Bu tehlike elan devam etmektedir. Görüşmelere şartsız şurtsuz ve şimdilerde olanca Sendikaların desteğine mazhar olmuşluğunda 1960’a ve de 1977-79 doruk anlaşmalarına dönüş olarak lanse edilen bakir doğum formülüne Hristofyaslı Rum ya evet derse?
“Dikkat” demek gereğini duyuyoruz: Çünkü bunların içinde AB ile BM’lerin makul olarak kabul ettiği siyasi eşitlik de vardır, (Çoğunluk azınlık esasında) Türk askerinin adada kalması da. (Sembolik mahiyette.) Kaldı ki Zaten İngiliz hep vardı, bu kez Yunan askerinin kalıcılığına da hak doğacaktır!
SADEDE GELELİM: Şimdilik AB desteği ve şu memorandumdan sonra İngilizin eli ile de güçlenen Rum tarafı Hristofyas vasıtasıyle önce federasyonun çerçevesini belirliyor. Sonra Sn. Talat’la görüşmelerinde taktiksel önerileriyle içini doldurmaya çalışıyor. Bunu rahatlıkla yapıyor çünkü Sn. Talat sırf görüşmeler başlasın diye önkoşulsuz masaya oturuyor, sonrasında ise görüşmeler kopmasın diye Hristofyas’ın politikasına yenik düşüp bir adım geride kalıyor.
Dün yine görüştüler. Beylik açıklamalar önemli değil. Bir süre bekleyin, Sn. Talat değil, Hristofyas “yeni” diyeceğimiz daha neler açıklayacaktır!