Sn. Talat’ın Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisindeki konuşmasını, “zaten biliyorduk, bizim için yeni olan bir içerik yoktu” değerlendirmesine sokup basite indirgeyemeyiz. Hem bazı “ilkler” hem de daha bir belirginleşmiş politikası yönünden.
Önce şunu vurgulayalım ama: “Yazılı metin belli ki TC Dışişleri Bakanlığı ile ve de ciddi bir çalışma sonucunda ortaya çıktı.” İçeriğinde hem Sn.Talat’ın barış ve çözümden yana yumuşak başlı politikası vardı hem de Ankara’nın olmazsa olmazları. Genelde sürmekte olan görüşmelere Türk tarafının yaklaşımı ile değerlendirmesi ağırlık koydu. Mesaj ise açıktı: “Biz Türk tarafı olarak bir çözüme ulaşmak için uğraşıyoruz ama Hristofyas bu konuda ayak sürüyor, isteksiz davranıyor.”
Tabi ki konuşmada bugüne kadar Kuzey’in işgal altında bulunduğu iddiasını politikalarının esası olarak öne çıkaran Rum liderliğine karşı Sn. Talat’ın önemli sayılması gereken cevabı vardı. Kıbrıs Türk halkı eğer hâlâ varsa bunu Türkiye’nin korumacı güvencesine borçludur açılımını yapan Talat, AB’ye de Türkiye’siz bir Kıbrıs Türk halkı olamayacağı mesajını veriyordu.
KONUŞMANIN ÖZÜNDEKİ OLUMLULAR: Evet ilk kez bir Türk lider AKPM’de hem de Türkçe olarak konuştu. Tutun ki AB’liği Parlamentosunda Türkçe ilk kez “konuşulan dil” oldu.
“Cemaat lideri” sıfatı ile davet edilmesine karşın Sn. Talat’a, “gel meramını anlat, sorunlarını ortaya koy, şikâyetlerini dile getir, AB ülkeleri Parlamenterleri olarak biz de duyup anlayalım” fırsatı verildi. (Demek ki AB’liğinin buna ihtiyacı vardı, belki de diyoruz bu konuşmadan sonra eğer “anlamışlarsa” yeni bir durum değerlendirmesi yapmaları beklenebilir.)
Nitekim Sn.Talat bu “fırsatı” iyi kullandı. Her ne kadar Papadopulos politikasını vurgulamış olsa da “ozmosis”in 1950’lerden beridir Rum tarafınca nasıl Türk halkına yönelik bir tehdit unsuru olduğunu somut örnekleriyle ortaya koydu.
İzolasyonun devam ettiğini söyleyerek AB’nin Türk halkına reva gördüğü mezalimi seslendirdi, “barış” uğruna tarih kitaplarında yapılan değişiklikleri hatırlattı… Ve tabi ki tüm bunlara karşın hâlâ ne Hristofyas’lı Rum’dan ne de AB’den gerekli ve olumlu hakka hukuka dayanan bir karşılık göremediklerini özellikle belirtti.
Tüm bunlardan sonra, “daha ne söyleyecek, Kıbrıs Türk halkının nasıl anlatacaktı” diyeceğiz…
DÜŞÜNCELERDEKİ OLUMSUZLUKLARA GELİNCE: Sn. Talat’ın ve CTP hükümetinin politikası belli. Ne pahasına olursa olsun “barış ve çözüm” üzerine seslendirilen, görüşmelerle sonuca varmayı hedefleyen bir politika.
Ankara’nın tutumu da belli. Görüşmelerden kaçan taraf olmamak. Ancak Türkiye’nin garantisi ile iki kurucu Devlete dayalı bir federal sistemden de ödün vermemek.
Şimdi ilgisi var mı yok mu tam bilemiyoruz ama bir parantez açıp öteden beri kuşkumuza vuran bazı gerçekleri hatırlatmak gereğini duyuyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Başbakan Soyer’le konuşurken hatırlattığı için hatırladıydık: Başbakan da hafiften “olmaya ki Türkiye Rum’a istenmeyen ödünsel bağışlarda bulunur” tedirginliğindeydi. Ve hatırlattıydı: Evren döneminde Yunanistan Ankara’nın himmeti ile NATO’ya geri döndüydü. Çiller döneminde Rum tarafının AB’liğine tam üye sıfatı ile aday olmasına cevaz verildiydi. Ecevit döneminde 2004’de çözüm olacağı varsayılarak Rum tarafının çatır çatır AB’ye üye olarak girmesi seyredildiydi! Tüm bu ödünler Türk halkının aleyhine kazındıydı. Olmaya ki bir daha böylesi “gaflar yapıla!” Biz “olmaz” diyoruz da ya olursa!
ÖTESİ KUŞKUMUZA GELİNCE: Biliyoruz ki AB çözüme ulaşmadan GKRY’ni üye yapmanın büyük töhmeti altındadır hatta bu siyasi gafının utancını duymaktadır.
Ancak geriye dönecek hali yok, tek umudu şu andaki görüşmelerden çözüm çıkmasıdır. Nasıl çözüm ama? Hep yazıp vurguladığımız bu olmaktadır.
“Birliğine” en uygun düşeni tabi ki “birleşik Kıbrıs”tır. Hatta Türk-Rum değil, Kıbrıs ve Kıbrıs halkıdır. Bunun içinde Türkiye var mı henüz belli değildir. Ama adada üsleriyle İngiltere varsa Türkiye de olacaktır, Yunanistan da!
Sn. Talat AKPM’ye “cemaat lideri” olarak davet edilmiştir. Konuşmasını yaptıktan sonra adadaki Türk’ün ne olduğunu anladıkları varsamında elbette ki “Cumhurbaşkanı” sıfatına kavuşmayacaktır. O halde Türk halkı AB için Hristofyas’ın iddia ettiği gibi hâlâ azınlıktaki bir cemaat esamesindedir. Nihai çözüm yine Hristofyas senaryolu kurguda Türk azınlığının KC’i şemsiyesi altına girmesi ile olacaktır. Zaten tümden AB üyesi olunacağından haklar ve güvenceler eşit olacak, dolayısıyle siyasi eşitlik AB muktesebatına uyumda şekillenecektir…
Kısaca “iki kurucu Devlet” olgusundan çok uzaklarda bir yaklaşım! Diyelim ve ekleyelim: “Her şeye karşın henüz “sona” gelinmedi. Türk ve Rum taraflarının hâlâ atılacak kurşunları vardır. Onlar tükendiğinde “ne olacağımızı” göreceğiz.