Çoğu yerde yoktu, bulduğumda sekiz bin YTL’lilik fiyatı karşısında danalar gibi böğürdüm! Almasam da olurdu ama sorun bu değildi.
Domatesten söz ediyorum. Yine üretim azlığı var dolayısıyle fiyatları yukarı dikildi. Tabi ki sadece domates değil. Bir süredir TC’den misafirlerim var. Geçen hafta Mağusa’nın Cuma Pazarına gittiler. Baktım kısa süre sonra bomboş dönmüşler ki yüzlerindeki şaşkınlık aptallığın her tonuna vurmuş! “Bizde dediler taze fasülye hem de çalı olanı iki YTL’dir diye pahalı sayılıyor almıyoruz. Burada on iki bin YTL!” Bense Kıbrıslıca bir “pööö” çektim. “Biz alıştık, bu memleket işte böyle memleket” dedim. “Yediğimiz kazık iki üç defa ekvatörü dolanır sonra gelir yine bizi bulur.”
PEKALA AMA BU BİR KADER Mİ. Sorun yıllar ötesinin sorunu. Çalışan nüfusun yüzde 35’nin tarım kesiminde olduğu dönemlerde de yüzde on sekizlere düştüğünde de. Köylüye çiftçiye tek fiskelik olanak verilmediğinde de verildiğinde de. Tutun ki tüm ötesi ekonomik sektörler farklı değiller. Desteklere, kredilendirmelere, kıyaklara karşın ne toprağa bağlı kesimlerin “battık” feryatları ne de ürünlerinin tüketiciye pahalı değil, kazık fiyatına yansıtılması bitti! Alın şimdi bir yenisini. Sebze meyva yakıyor! (Buna karşılık bir daha yazalım: Köylünün, çiftçinin, hayvancının, seracının, bilumum “üreticinin” sanayicinin ne düşmanıyız ne de muhalif cephede hasmı!)
ÜRETİCİNİN HAKKI KADAR HAK DA TÜKETİCİNİN OLMALIDIR: Devletin yıllardır “üretim tüketim” gibi çok önemli olması gereken planlamayı yapamadığını biliyoruz. Hem de elinde isimlerinin önüne “yüksek” lafı takılan yüzlerce ziraat mühendisleri olduğu halde.
Tarım kesiminin her zaman doğaya yenik düştüğünü kesinlikle devlet desteğine ihtiyacı olduğunu da biliriz. Zaten bu kesim “hakkımdır” dediği desteği de çeke söke alacak kadar güçlü “birlikteliğe” sahiptir.
Pekala korumasız ve desteksiz, asgari ücreti ile sabit maaşına tutsak edilmiş ve de çalışan kesimin en büyük dilimini oluşturan “tüketicinin” hayat pahalılığına karşın güvencesi olan eşel mobili bile iptal edilir, ötesi ekonomik sektörlere karşın destekleme, teşvik, muafiyet gibi devlet tedbirleri dışında tutulur, hatta sırf “üreticiler” mağdur olmasınlar diye “serbest rekabet” unsuru bile çalıştırılmaz fakat sürekli bastırılan zamlarla cebindeki sabit ücreti ile maaşı sömürülürken…
Bu memlekette paranteze koyduğumuz ve sabit ücretli olarak ifade ettiğimiz “Türketici kesim” niçin ve kimler için yaşamaktadır” diye sormaz mısınız?
PARAMIZA GÜNAH: Bir adım ötedeki Mersin’de tutun ki domates en kabadayısından iki bin YTL. Hayır! oradan ithal edemezsiniz, buradakini üreticinin gücüne gider! Ha “buradakinde” ürün fazlalığı olur “battık” diye Devletten himmet bekler, darlığı olur gıkını çıkarmaz tüketiciye sekiz milyon kilosu domates kazığı atar!
Hemen her sektörde olay ayni sistem içinde çalışır. Üretimin yeterli olmadığı dönemlerde TC’den ithalat yapılsın dendi miydi de kıyametler kopartılır.
Vatandaş da ne yapar ama. Gider Güney’den alır. Hem çok daha kaliteli hem de ucuz. Böyle başa böyle tıraş! Biz de ayni görüşteyiz. Bir bağ maydanoz değil mi gidin Rum’dan alın!